Sahibinden | Çatalca Satılık Arsa İlanları Ve Fiyatları

Başlangıç » Aydınlar Köyü > Sahibinden Satılık Arsa, Tarla Fiyatları » Çatalca satılık arsa ve insan anısı bilgi

Çatalca satılık arsa ve insan anısı bilgi

Etiketler

aydınlar köyü çatalca satılık arsa catalca cakil satilik arsa catalca orencik satilik arsa menderes çatalca satılık arsa ormanlı köyü çatalca satılık arsa sahibinden satılık arsa çatalca cakılda sahibinden satılık arsa çatalca gökçeali sahibinden satılık arsa çatalca merkez sahibinden satılık arsa çatalca yassıören sahibinden satılık arsa çatalca çakıl sahibinden çatalca aydınlar köyü satılık arsa sahibinden çatalca satılık arsa satılık arsa çatalca satılık arsa çiftlik çatalca satılık tarla çatalca satılık çatalca dağyenicede arsalar subaşı çatalca satılık arsa çatalca ahmediye satılık arsa çatalca akalan satılık arsa çatalca akpınar satılık arsa çatalca akören satılık arsa çatalca antik köy satılık arsa çatalca arnavutköy satılık arsa çatalca aydınlarda satılık arsa çatalca aydınlar köyü satılık arsa çatalca aydınlar satılık arsa çatalca baba nakkaş köyü satılık arsa çatalca bahşayiş köyü satılık arsa çatalca bahşayış satılık arsa çatalca baklalı satılık arsa çatalca balaban satılık arsa çatalca başakköy satılık arsa çatalca bekirli satılık arsa çatalca belgrat köyü satılık arsa çatalca binkılıç satılık arsa çatalca binkılıç satılık arsa sahibinden çatalca binkılıç ta satılık arsa çatalca boyalık satılık arsa çatalca canakca satılık arsa çatalca celepköy satılık arsa çatalca ceylankent satılık arsa çatalca danamandıra satılık arsa çatalca dan satılık arsa çatalca da satilik arsa çatalcada satılık arsa ev çatalca da satılık tarla arsa çatalca deliklikaya satılık arsa çatalca doktorçeşmede satılık arsa çatalca dursunköy satılık arsa çatalca durusu satılık arsa çatalca elbasan satılık arsa çatalca eskice çiftliği satılık arsa çatalca ferhatpaşa mahallesi satılık arsa çatalca ferhatpaşa satılık arsa çatalca gökçeali satılık arsa çatalca göl kenarı satılık arsa çatalca gümüşpınar satılık arsa çatalca hallaçlı satılık arsa çatalca hisarbeylide satılık arsa çatalca izzettin mahallesinde satılık arsa çatalca izzettin mah satılık arsa çatalca izzettin satılık arsa sahibinden çatalca karacaköy satılık arsa sahibinden çatalca karamandere satılık arsa çatalca kestanelik satılık arsa çatalca kestanelik satılık arsa sahibinden çatalca kestanelikte satılık imarlı arsa çatalca köylerinde satılık ev arsa çatalca köyleri satılık arsa çatalca kızılcaali satılık arsa çatalca merkezde satılık arsa çatalca merkezde satılık imarlı arsa çatalca merkez satılık arsa sahibinden çatalca subaşı köyü satılık arsa çatalca çiftlikköy satılık arsa

çatalca satılık arsa ve insan anısı bilgi

çatalca satılık arsa ve insan anısı bilgi“Ben hiçbir şey yapmıyorum. Bazen sen farkına varmadan evini gözetliyorum. Seni takip ediyorum. Buluşma yerimize sabahtan gelip dokuz saat bankta oturarak seni bekliyorum…” gibi iti-raflarda bulunmaya başladım. Gözlerindeki o dehşeti hâlâ anımsayabiliyorum. İçlerini büyük bir korku kaplardı itiraflannu duy-maya başlayınca. Karşılarında tanıdıkları sandıkları adamın, sokakta yanlarından geçen herhangi biri kadar deli olma ihtimalinin farkına varırlardı. Aşkın, sevginin, ilişkinin ya da adı her neyse kontrolden çıkması genellikle buğulu gözlerle söylenen “Görüşmesek daha iyi
ne son! Ortalarda bir yerlerdedir vasat sevgililer de Dengeli h yatlarını kimya formülü gibi çözdükleri dostlan, sevgili, aile, denklemini her sabah yataklarından kalkarken kafalannda yer den kurarlar. Sağlıklı hayatın sim sağlam kahvaltı değil. Sağla bir günlük programdır… Karıştırılmamalı hiçbir şey! Hepsinin yt gypt, Utanmadan, özgürleşme adına, “Koyun gibi olma!” slogan! natarlar’. “Sürüden ayni! Gel bizimkine katıl!” Ama bizde bir c her koyun kendi bacağından asılıyor. Tek medenî tarafımız da bı Denge, insanoğlunun icat ettiği en vahşi kavramdır. İp camı anın kendini en iyi hissettiği an, kendini ağa bıraktığı andır oyı Sırat köprüsünden, beslenmeye kadar denge her yerdedir. Di yansı en sağlam alarm sistemi. Bütün dengesizlere karşı. En uı harekete, yanlışa duyarlı… Oysa hayatlarının belli dönemleri! her saniyesini aşka verebilenlerse gerçekten yaşarlar. Sade sevgilileri ve kendileri. Başka hiçbir şeyle ilgilenmezler. Yüî yüz aşk ! Dengesizlik, gerçek duygusunun ve gerçeğin tek kap dır. Dengeyle hiçbir yere varılmaz. Ancak düşmeyi bilenler k rüden, karşıya yüzülerek de geçilebileceğini Öğrenir. Belki cen te, belki ipin gerildiği karşı tarafa varılır dengenin sonucunda, bul ediyorum. Ama düşmemek için verilmiş mücadelelerin a veta&ginliğiyle…
Tabiî bütün bunlar eski günlerde kaldı. Uzun zamandır bc Mr ilgi hissetmiyorum kimseye karşı. Ve artık denge ile denge Ü de bir şey ifade etmiyor. Çünkü ikisi de ayakta duranlar i İŞ uzun zamandır yatıyorum
Bütün bunları düşünüyordum yatağımda Kapı açıldı. lç^ Kayra girdi. Elinde bir pizza kutusu ve biralarla. Komiyle kaklaşmış olmalı kapıda. Elindekileri masaya koyup yanıma uzandj Bir sigara yaktı.
“Anlat i” dedi. “Ne yaptın omzuna ? Otelin müdürüyle konuş-masaydım polis çağıracaktı. Nasıl oluyor da kendine bu kadar kolay zarar verebiliyorsun ? Bir makine değil ki vücudun. Böyle istediğin gibi biçemezsin kendini… Anlıyorum. Yukarıya, dünyaya geldiğin gibi satılık arsa gitmek istemiyorsun ama bu yaptığın da fazla tehlikeli.”
Kendi söylediklerine kendi gülmeye başlamıştı. Devam ediyordu konuşmaya
“Belki de cennet ve cehennemin var olma ihtimalini düşünüp Miranın ve bedenini tanınmaz hale getiriyorsımdur. İşlediğin suçlardan ötürü yerin garanti cehennem olduğundan! ‘Ben Kinyas değilim’ diyebilmek için, cennete kapağı atmak için yapıyorsun-dur belki de bütün bunları. Eğer böyleyse sana bir tavsiyem var. Hem daha mmız* Estetik ameliyat! Belki kandırırsın yukarıdaki* m, cennetin kapısını bekleyenleri. Ama unutma ki, oralarda ben de olacağın», planını bozmak için yüksek sesle, ‘Kinyas, ateşin var mı T diye bağırmak için meleklerin ortasında Unutma ki biz asla cennete giremeyiz Katanı bedeninden ayırıp ayrı ayrı sok* /raya çalışaan da kendini, almazlar seni içeri. Sen, Baudelaire’in bahsettiği kotu tohumcun Sen, cehennemin üzerine kurulduğu tumedMn tdsv ak kadar kötüsün Şeytan bu yüzden göl ymmıyor yaptıklara** ve **ru bayatta tutmaya çalışıyor, bütün oynadığın ölüm oyunlarına rağmen. Öittp de onun yerine göz
rnesi kolaydı. Aslında bir doğruluk payı da vardı anlattıklarında. flâJâ hayatta olmanın bilimsel ya da mucizevî bir açıklaması yokta Tesadüfler eseri de değildi. Binlerinin işine geliyordu hayatta olmam. Hepsi bu. Sözü her yere geçen bililerinin. Hayatta kalışımı binleri organize ediyor olmalıydı. Ve organizatörler benimle karşılaşmamak için her şeyi yapıyorlardı. Sakat doğmuş bir bebeğin yanma sadece onu beslemek için giden anne babalar gibi. Çamurdan yarattığı insanoğlunun içinde birinin hâlâ çamur olarak kaldığını görmek korkutuyordu yukarıdakileri. Çamur kadar şekilsiz, yararsız, pis bir yaratık istemiyorlardı ayak altında. Ne de olsa cennet de, cehennem de insanlar içindi. Hâlâ çamur olanlar için değil! Ne Tann, ne de şeytan. İkisi de kirletmek istemiyordu elini, beni hükümdarlıklarına sokarak. Belki çözüm olarak, soğumamış çamurumdan birkaç insan yaratıp geri yollamayı düşünüyorlardı. Belki de suyla karıştırıp yok etmeyi. Hakkımda konuştuklarını duyar gibiyim. Tartıştıklarını. Benimle ne yapacaklarını bilemedikleri için sinirlendiklerini…
“Bu adamın yeri kesinlikle cehennem! İşlediği on küsur cinayet var. Yüzlerce hırsızlık! Tonlarca gözyaşı eder. Tanıdıklarına çektirdiği acılan saymıyorum bile. Zerre kadar sevgi yok içinde. Hiçbir inanç ve değer bilmiyor, tanımıyor. Kesinlikle cehenneme gitmeli !*
ilk bakışta hakirsin ama hayatını kurtardığı insanlara ne diyorsun? Mutluluktan sarhoş ettiği kadınlara, fazlasıyla pahalı hediyelerle yüzlerini güldürdüğü fakirlere, hiç tanımadığı insanlar /¡ü kanlı kavgalara atılmasına ne diyeceksin? Neredeyse yeryüzünde sertin yerine çalıştı bazı zamanlar. Noel Baha’yı kıskandır verdikleriyle. Bence yeri senin yanın, yani cennet Oraya gitmeli f
fetoftt^niaiarı böyle sürüp gidiyordur… Konuşuyorlardır gün-Mg,. âbm ikisi de biliyor ki benim yerim onların tahtlarının or-boşluk- kulağa oynamalarım sağlayacak orta
yerim değil. Ben ancak bahçele* Kâ iterim orası Şeytan Ue
Barmene uzattığım peçetenin üzerinde “crack” yazıyordu. çatalca satılık arsa Eğilip okudu. Kafasını kaldırıp göz göze geldik. Tamam, der gibi ba-| yjn hafifçe salladı. Peçeteyi geri çekip alnımdaki teri sildim. Ya-| ¡tandaki kadın bütün vücuduyla bana yaslanmıştı, kalabalığın içinde yürüdük. Masamıza oturup çevreme baktığımda Kinyas’ıl esmer te kadınla göl düm Konuşmadan ayakta duruyorlardı. El-1 [erinde içkileriyle.
El Coyote ismindeki bar Moskova metrosu kadar kalabalıktı. İçtiklerimiz oranında bizimle ilgilenen garsona tek bir parmağımı göstermem yetti yanıma gelmesi için. Yedi tane yüzlük çıkarıp barmeni işaret ettim. Parayı aldı, yürüdü ve kayboldu insan yığı-aının arasında, Cecilia ismindeki sarışın biraz crack istemişti. Akşverişi onun için yapıyordum. Ben ilgilenmiyordum uyuşturu-eşk Hiçbiriyle. En hafifinden en sertine kadar. Canımı sıkıyorsak- Stüil katine gelmiş, vücuda nüfuz ediliş sahneleri midemi ^tedk^ordu.
öd bir yaşımdayken Frankfurt’a ailemle tatile gitmiştim. Ve ‘Sdpıu otelin koridorlarında yürürken hafif aralık bir kapı ?*»uşium baha da aralayıp kalanı* içeri sokmak zor olmadı on Ur çocuk için, İçeride beni bekleyen manzara kal-^tjlÇfjkıı Ur förüntü değildi. Yerde dizlerinin ve ellerinin bir adam ve sağ topuğuna iğne saplayan bir kadın lüt ianiye igjygıça. Sonra köftıiın koridorlarda. Oda-^tkniyordum o zamanlar, adamı
Evet, Cecilia bir televizyon yarışması kazananlarının h ği kadar ödülünü hak etmişti. Onun payına kötek d* Ayağa kalktım yatağın sağ tarafında. Elimdeki 42 bederıT^’ ri kemeri havaya kaldırıp seyrettim birkaç saniye. Tekrarlat yazdığımı yüksek sesle en derin tondan. Ve indirdim kemeri ^ lak sırtına Sonra bir daha. Bir daha Ağzındaki bant zorlanmaya başlamıştı. Attığı çığlıklar belki uzaya yayılıyordu ama ne yan odadakileri, ne de resepsiyondakileri uyandır abiliyordu. Üzerin, deki iki cümlenin her harfi için bir defa vurdum.
Yazı yavaş yavaş yerini pembeliklere, kırmızılıklara bırakıyor-du. Acının renkleri güle oynaya geziyordu melez teninin üzerin-de. Yaptığım resim fırçayla değil, kemerleydi. Kemerin izleriyle çizmiştim Cecilia’run sırtına Kayra’nın ruhunu. Defalarca vurdum… Ölmesini istemiyordum. Kimse ölmesin! Hepsi benim var olduğumu bilsin! Beni tanıdıklarına pişman olsunlar!..
Bayılmıştı acıdan. Gergin boynu yapıştı birden yastığa Artık bir kum torbası gibiydi. Zamanında, parçaladığım okuldaki ka- I davralardan biri gibiydi. Gerçi, onların özenle mikroplardan arın- I dırdığım birkaç iç organ parçasını yemeğime katıp yemiştim o zamanlar. Ama yataktaki kadın daha çok dövülmek içindi. Üzerinde kemerle resim çalışmak için…
Her şey bitti. Yanma uzanıp uyudum. Gözlerimi açtığımda hâlâ baygındı. Bantları kopardım. Uyandırdım. Tam olarak hatırla mıyordu gece oianian. Ama canı çok yanıyordu. Çarşaftaki kanların kendine ait olduğunu görünce tizden bir çığlık attı. Tam on bin dolar verdim susması ve zaten hatırlamadığı bir geceyi unutma*! için. Artık sırt dekolteli elbiseler giyemeyecek olmasının bedeli ? Hiçbir şey anlamadı* Giyindi. Birine anlatır sa onu öldürece ğtfüi söyledim Gözyaşlarını silip gitti. Her şeyi sildi çatalca satılık arsa ve gitti Tek-/ ar uzandım yatağa..
Aktaa ağabeymüe oynadığımız oyunlar geldi Gözlerimi ka ffütm Agal« ymmi hmi ne kadar çok sevdiğimi düşündüm. Ben, düşüp kolumu kırtUğımda, tnmi nasıl kucaklayıp koşar
neye götürdüğünü hatırladım Evden kaçmadan önce odasının I (kapısını açıp uyuyan ağabeyime uzun uzun baktığım, kısık sesle I iyisin sen. Çok iyisin ağabey. Affetme. Unut beni i” dediğim geceyi düşündüm…
Tekrar gözlerimi açtığımda aklıma Kinyas geldi Gece boyunca I kollarında ölüm aradığı kadının yüzü geldi. Ve benim kendisini
__| uyarmamış olduğumdan dolayı suçluluk duymam gerekirdi Ama
hiçbir şey hissetmiyordum Hiç… Hissetmemek bir şey, bilmemek I başka Zihinsel ölüm bilmemekten geçer. Farkında olmamaktan.
Duş alıp tıraş oldum. Giyinip geçtim Kinyas’ın odasına Yattım | yanma Islak saçlarım yastıkta lekeler bıraktı. Konuştuk biraz. | Birkaç hikâye anlattık birbirimize, cennet ve cehennem hakkın- I da Sonra da toparlanıp çıktık otelden. Bir daha dönmemek üzere. Arabayla dolaştık saatlerce. Günlerce…
Artık gerçek gitme zamanı gelmişti. Dilini sevmediğimiz ülkeyi terk etme zamanı gelmişti. Burada yeterince oyalanmıştık. Yeterince insanın canını acıtmıştık. Büyük ihtimalle polis de bizi aramaya başlardı yakınlarda. Belki şüpheli olarak değil, ama en azından Amerikalıların kaybolmalarıyla ilgili tanık olarak. Ama bizim hiçbir mahkemede tanıklık yapacak halimiz yoldu. Şimdi-densayfalan kirlenmiş pasaportlarımızla herhangi bir resmi kurunum karşısına çıkabilecek durumumuz da yoktu. En ufak araştır-^ har şey ortaya çıkabilirdi. Ve daha kötüsü, gerçek kimliğimi-^ nereden geldiğimizi asla anlayamayacakları için bizden daha nefret edeceklerdi. Çünkü resmî kurumlar tanımlayamadıklan çok korkar. Eğer herhangi bir devlet, karşısına çıkan bir bilgi kınntasma sahip değilse deliye döner. Kem uğramış gîtt hisseder. Otorite sadece bilinenler üze-^ rurüiduğo içi% tanınmayanlar doğal düşmanlardır.olduğumu anlamak için gidiyordum™^ rmda tesadüfen babamı görebileceğim ülkeye… Tabiî sorun sınırlardan geçmekti. İkimizin de unuttuğu ülkenin w alanlarında yapılması gerekenleri atlatıp şehirlere bulaşmak. p&| portlanmızın durumu çok kötü değildi. En azından MeksikalI çıkabilirdik. Ama Türkiye’de başımıza neler gelirdi? Onu biI^J dimi. Bir Fransız olarak İstanbul’a inmek hayli ilginç olabilirdi I Mexico’ya vardığımızda, şehir uyanmaya yüz tutmuştu. Havai alanındaki büroda çalışan adamla beraber açtık tezgâhını I “İki bilet” dedim. “Sigara içiyoruz. Ve İstanbul’a gidiyoruz!” I Bir gün sonrasına verdiler bileti. O gece havaalanının içinden çelik banklarda yattık. İlk defa ciddiye alıyorduk bir yolculuğu Yüzleşmemiz gereken geçmişimiz, ailelerimiz, ülkemiz bizi beki yordu uçağın ineceği yerde. Üç kişilik banka uzanmış yatarken çok gerilere gittim… Geçmişin tek ilham kaynağı haline gel# görmek üzücü, ancak zaten sahibinden çatalca satılık arsa düşüncelerime hâkim olabilseydir şu an yüksek tavanlı bir havaalanı salonunda değil, kurmuş old ğum huzurlu ailemle iş dönüşü sohbetimi evimin salonundayaî yor olurdum…
Metal sesli anonsları duymamaya başladığım anda, kendimi < akı yaşımda ve o zamanlar oturduğum evin balkonunda bulduı Saat sabah dokuza geliyordu. Korkunç bir rüya görmüş ve da! r»/la uyuyamamıştım. Çok kişisel bir kâbustu. Eli baitalı katili tarafından kovalandığım kâbuslar hiç görmedim zaten. Görd ğum rüya Kinyasiann evinde geçiyordu. Evde annesi, babası,! kardeş» ve birkaç arkadaşı vardı. Kinyas’m gittikçher görüşmemizden sonra ikimiz de daha önceden değer verdiğimizi sandığımız birkaç şeyden vazgeçiyorduk. Bazen bir arkadaş, bazen de bir eşya… Rüyamda, evin bütün odalarına girip çıkarken, Kinyas’ın annesi ve babası da beni ayn ayrı yanlarına çağırıp konuşuyorlardı. Asaletlerinden zerre kadar bir parça eksiltmediklerinden, dünyanın en küçük ama en acı verici iğneleriyle dolu cümleler çıkıyordu ağızlarından. Kinyas da ev-I deydi. Hatta saçlarını sarıya boyamıştı. Ve ben, kendimi bundan I da sorumlu hissediyordum. Hiçbir şey yapmadan evin içinde geziyor ve ailesinin bana çektirdiği işkenceyi seyretmekle yetini-I yordu. Sanki bana, “Evet. Senin yüzünden. Ben senin yüzünden I üzüyorum ailemi” der gibiydi. Daha fazla uyuyamadım, her gözümü kapattığımda geri gelen görüntüler ve konuşmalar yüzünden… Ve evimizin balkonuna çıktım. Babam şehir dışındaydı. Ağabeyim o aralar zaten üniversiteyi başka bir şehirde okuyordu. Hayatım boyunca anne ve babama sigara içtiğimi itiraf etmedim. Defalarca bütün anlayış dolu girişiml erine rağmen, defalarca sağda solda paketler görmüş olmalarına rağmen kabul etmedim asla sigara içtiğimi. Benim için katlanılamaz bir durumdu. Onların yanında sigara içmektense ölmeyi tercih ederdim. Eğer dokuz yaşında bir şeyi yapmıyorsan, sırf yaşlandığın için yapma hakkını nasıl bulabilirsin İd?
Ve o sabah, bir gece önce çok içkili vaziyette eve gelip montu-mu yere attığım ve içinden fırlayan paket halıyı sigaralarla suladığı için annem yüzünü hafifçe ekşitmişti. Rüyayla başlayan sırttı ekşi bir anne yüzüyle devam ediyordu. Giyindim. Saçlarımı dm yem uzatmaya başlamıştım. Birkaç defter alıp evden çıktım. Km yadonlarmdakı bir sinemada, her karesini ve neredeyse bü-!m m$Meruıı ezberlediğim Blues Brothers oynuyordu. 12.30’da • ‘•v mm vardı Sinemanın yanındaki McDonaîd’s’ta bir double dtapftiIffir yedim. Filmin başlamasına nist dostluklar! İşlevini kaybedince yok Dönüp bakmaya cesaret edemedim. Ne konuşabüe S miyordum. Aslında tam olarak, kesinlikle konuşmak2S dum. Kimseyle. Ve 12.30’a kadar, o oğlanın da filme bileti olması için kadere yalvardım. Yalnız kalma isteğim gök^ biydi. İçinde kırk sekiz neden barındıran kırk sekiz gökdelen! Neyse ki ortalarda yoktu eski arkadaşım, salona ğimde. Filmi seyretmektense, salondaki diğer iki kişi gibi lığın, yalnızlığın, sıcak bir yerde kimseyle konuşmadan otumu run tadını çıkarıyordum. Bir ara Jake, Elwood’la konuşurkenag. zina, dudaklarına dikkat ettim. Sadece ağzına bakıyordum. Hangi harfi nasıl çıkardığını çözmeye çalışıyordum. Hangi harflerde
dilini nasıl hareket ettirdiğini bulmak için inceliyordum. çatalca satılık arsa Sonra I kısık sesle harfler söylemeye başladım. Yavaşça söylüyordum I Ağzımın içindeki hareketin her aşamasını anlayabileyim diye, I Sessiz harfler için çok değişik manevralar gerekiyordu. Sonra I birden, aslında bunun ne kadar zor olduğunu düşündüm. Harfle-1 ri telaffuz etmek için yapılan onca kas hareketi çok zor ve kama I şıktı. Bütün bunlan nasıl öğrenmiştim ? Nasıl ezberlemiştim ?l Hiçbir fikrim yoktu. Çıkarabileceğim sayısız değişik seslerin için-l de sadece yan yana gelince anlamlı olabilenleri nasıl keşfetmiş* tim? Bütün bunlan düşünürken, genelde sessiz olan birçok harf söylüyordum ağır ağır. Yalnız sesim fazla çıkmış olmalı ki, üç sı-, ra önümde oturan adam iki kez dönüp baktı. Ayağa kalktım. Dışarı çıktım. Geçmişten gelen çocuğun çevrede olup olmadığına bakıp bir sigara yaktım. Kendimi çok karmaşık hissediyordum İçime baktığım zaman gördüğüm hiçbir şeyi anlamıyordum. On dakika önce harflerin telaffuz edilişlerini ve bunu nasıl öğrenmiş olabildiğimi düşünmüş olmama inanamıyordum. Yararsız, günde lık hayatta hiçbir ilgisi olmayan bir konuyu kırk dakika boyunca nasıl düşünebilmişim* ? Bunlan kendime tekrarladıkça yüzüm buruşuyor ve midem bulanıyordu. Tamamen anormal düşünceli uçmâe olduğmey fark etmek canimi yakıyordu…
mm zamandır okula gıimediğmü düşündüm îvtmı benden tek beklentisini gerçeklenmiyor ve yalan s< J
dum Daha da kötü hissettim. Birkaç kez bağırdım yüksek sesle.
I giıren “A” harfleriydi bunlar. Acıdan mı yoksa başka bir ne-denderı mi, bilmiyorum. Başım ağrımaya başlamıştı. Göz pınarla-nnıda yaşların biriktiğini hissediyordum. Dakika dakika delirdiğime lamk oluyordum. Her saniye beynimin kapılan açılıp hızla kapanıyor, hücrelerine birbirleriyle ilgisiz yüzler, olaylar, isimler giriyordu- Ayakta zor durabiliyordum. Belki titremeye bile başlamıştım. Kendi kendime, organik nedenleri olması gereken hastalık belirtilerini nasıl yaşatabildiğime şaşınyordum. İnsan kendi başını isteyerek ağntabilir mi ? Midesini bulandırabilir mi ? İsteyerek ölebilir mi? Sadece düşünerek hepsi yapılabilir mi?..
Artık tamamen delirmeye başladığımı ve ilk defa düşüncelerimin gerçekten kontrolden çıktığını hissettiğim anda, bir el sağ omzuma değdi. Büyük bir uykudan uyanmış gibi sıçrayarak döndüm. Elin sahibi annemdi. Gözlerimin büyük misketler kadar açılmış olduğunu tahmin edebiliyordum. Ve aynen şöyle bir konuşma geçti aramızda:
“Neyapıyorsun burada oğlum? Dersin yok muydu senin bu saatte?”
“Merhaba anne. Vardı da, öğretmen bizi erken bıraktı. Bir iki kitap almamız gerekiyormuş. Onlara bakmaya gelmiştim. Sen nereye gidiyordu Ağızlardan çıkan hiçbir sözü dinle söylenen en masum kelimeyi bile kendisine edilmiş S bi algılayabilirdi. İçinde büyüyen ve bugün ölçüsüz bir ‘¡S gelmiş Kinyas başka hiçbir isini ve insanı kabullenendi kalmamıştı hiçbir tanışmaya, hiçbir kalabalığa. Maruz kalab ** ği hiçbir kaçamak bakışa… I
Aslında kendine hâkim olmaya çalışıyordu Birkaç metre I de kahkaha atan insanların kendisi hakkmda konuştuklar^^ I bu yüzden kafalarım patlattığını hayal ediyor ama yapmıyo^ I Onun sonınu kulaklarıylaydı. Çok fazla duyuyordu. Söyleş I yenleri dahil her şeyi! Uykusuzluktu kulaklarınm hassaslığa I nedeni. Halbuki çevresindekiler o güzel yüzünü beğeniyle seyre- I diyor ve ilginç tavırlarını bir çeşit seksüel hayranlıkla izliyorlar- I dı. Kimsenin bir alıp veremediği yoktu Kinyas’la. Ama telaffuz I edilmeyen her sözü duyduğu için sinirleniyordu. En büyük ve tek I düşmanıydı kendisinin. Kendisinin arkasından konuşacak tek in- I sandı yeryüzündeki.
Tabiî bunlar benim görebildiklerimde AJdından geçenleri tam I olarak anlayamazdım çünkü ben uyuyabiliyordum. Uykusuzluk-1 sa, bana Venüs kadar uzak bir gezegendi… Kimsenin bilmediği I kuralların işlediği uykusuzluk felsefesi. Her uykusuzun kendine I ait teorilerle dolu bir evreni vardır, içinde hiçbir misafir bulun-1 durmayan bir evren! Yaşarken ölmeyi, ölerek yaşamayı satılık arsa sadece uykusuzlar bilir. Gözlerinin altında biriken her küçük torba gördükleri hayallerle doludur. O her torbada ayrı bir hayal saklıdır uyanıkken görülen. Gerçek dünyayı küçümsemek hatta reddet melese kendiliğinden gelir. Yatağı olmayan insanların bililerini dinleyerek kadar sabn yoktur çünkü, insanın kendine verebil ceği en acılı cezadır uykusuzluk. Dayanılması en zor olanıdır.
Bu nedenle ellerim ceplerimde, uçağın merdivenlerine doğru yürürken Kmym’m ayaklarına batan küçük cam kırıklarım M* mMun içimde. Attığı her arlımda tabanlarının ve ruhunun deri iü ymm hayat kırıkları Böyle bir insanda» sosyalldaki torbaların şişkinliğine. Hepsi de ödediği bedelin taksitleriydi. Zihinsel ölüme doğru atılan adımların hayatın üstünde bıraktığı izler. Bedenine büyük ihtimalle girmiş ve yerleşmeye çalışmakla meşgul olan hastalık bile hafif kalırdı kendisine yaptıklarının yanında..
Uçakta önüme gelen bütün içkileri içiyor ve daha da çok getirmesini istiyordum zenci hostesten. Birinci sınıfta uçuyorduk. Asımda içmek istemiyordum ama yine de kadehleri art arda boşaltıyordum. Aşın miktarda ve sürekli hazmetmekle meşgul olduğum alkol beni gerçekten yormaya başlamıştı. Eskisi kadar hareketlerime hâkim olamıyordum içkiliyken. Ve en kötüsü, hafızamda ufak delikler açıyordu elimden düşürmediğim içkiler. Hiçbir zaman tatlarından zevk almamıştım içkilerin. Sadece aklımı dinlendiriyordum ama artık işe yaramıyordu. Kinyas da, ben de çok fazla başkalarım yıpratacak işler yapmıştık içimizde alkoller karışmışken. Bu değildi beni rahatsız eden. Sadece artık yoruyordu. O kadar…
Seksen yaşındaki beş kişinin hayatları boyunca tüketebilecekleri kadar içki yutmuştum. Ve yavaş yavaş zamanı geliyordu terk etmenin. Alkolü de terk etmenin. Her şeyi terk ettiğim gibi! Her şeyin yanından gizlice kaçtığım gibi onu da bırakacaktım. Ve bu uçak yolculuğu bizim gibi iki eski sevgilinin birbirlerini gördükleri son liman olacaktı. Yıllardır her an çevremde olan renkli, renksiz şişeler yok olacaklardı uçaktan indiğimde. “Ölü birinin içkiye ihtiyacı yok” dedim içimden. Kinyas’m AlDS’li bir kadınla isteyerek yatmasına benziyordu içkiyi bırakma kararım…sahibinden çatalca satılık arsa

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: