Sahibinden | Çatalca Satılık Arsa İlanları Ve Fiyatları

Başlangıç » Aydınlar Köyü > Sahibinden Satılık Arsa, Tarla Fiyatları » Çatalca satılık arsa ve insan anısı bilgilerimiz

Çatalca satılık arsa ve insan anısı bilgilerimiz

Etiketler

aydınlar köyü çatalca satılık arsa catalca cakil satilik arsa catalca orencik satilik arsa menderes çatalca satılık arsa ormanlı köyü çatalca satılık arsa sahibinden satılık arsa çatalca cakılda sahibinden satılık arsa çatalca gökçeali sahibinden satılık arsa çatalca merkez sahibinden satılık arsa çatalca yassıören sahibinden satılık arsa çatalca çakıl sahibinden çatalca aydınlar köyü satılık arsa sahibinden çatalca satılık arsa satılık arsa çatalca satılık arsa çiftlik çatalca satılık tarla çatalca satılık çatalca dağyenicede arsalar subaşı çatalca satılık arsa çatalca ahmediye satılık arsa çatalca akalan satılık arsa çatalca akpınar satılık arsa çatalca akören satılık arsa çatalca antik köy satılık arsa çatalca arnavutköy satılık arsa çatalca aydınlarda satılık arsa çatalca aydınlar köyü satılık arsa çatalca aydınlar satılık arsa çatalca baba nakkaş köyü satılık arsa çatalca bahşayiş köyü satılık arsa çatalca bahşayış satılık arsa çatalca baklalı satılık arsa çatalca balaban satılık arsa çatalca başakköy satılık arsa çatalca bekirli satılık arsa çatalca belgrat köyü satılık arsa çatalca binkılıç satılık arsa çatalca binkılıç satılık arsa sahibinden çatalca binkılıç ta satılık arsa çatalca boyalık satılık arsa çatalca canakca satılık arsa çatalca celepköy satılık arsa çatalca ceylankent satılık arsa çatalca danamandıra satılık arsa çatalca dan satılık arsa çatalca da satilik arsa çatalcada satılık arsa ev çatalca da satılık tarla arsa çatalca deliklikaya satılık arsa çatalca doktorçeşmede satılık arsa çatalca dursunköy satılık arsa çatalca durusu satılık arsa çatalca elbasan satılık arsa çatalca eskice çiftliği satılık arsa çatalca ferhatpaşa mahallesi satılık arsa çatalca ferhatpaşa satılık arsa çatalca gökçeali satılık arsa çatalca göl kenarı satılık arsa çatalca gümüşpınar satılık arsa çatalca hallaçlı satılık arsa çatalca hisarbeylide satılık arsa çatalca izzettin mahallesinde satılık arsa çatalca izzettin mah satılık arsa çatalca izzettin satılık arsa sahibinden çatalca karacaköy satılık arsa sahibinden çatalca karamandere satılık arsa çatalca kestanelik satılık arsa çatalca kestanelik satılık arsa sahibinden çatalca kestanelikte satılık imarlı arsa çatalca köylerinde satılık ev arsa çatalca köyleri satılık arsa çatalca kızılcaali satılık arsa çatalca merkezde satılık arsa çatalca merkezde satılık imarlı arsa çatalca merkez satılık arsa sahibinden çatalca subaşı köyü satılık arsa çatalca çiftlikköy satılık arsa

çatalca satılık arsa ve insan anısı bilgilerimiz

çatalca satılık arsa ve insan anısı bilgilerimiz İyi fikirdi gidip onu bulmak ve dinlemek. Ağızdan çıkan sözceler kadar hafif ve ölümlü olan bu adamın ne halde olduğunu yenmek iyi fikirdi… Alp hikâye anlatırdı. Arada bir de, kıssadan t»» ahkâm keserdi hayata dair.’jçünotı Dünya ülkelerinde insanlar arabalarım, kamyonlarını wd*lar, üzerlerine resimler çizip, yazılar yazarlar. Çünkü Üçün-ާ|Ş; ülkesi insanı bindiği makineyi icat etmemiştir. İcat et-f ‘t’»1 de yakın hissetmez kendini. Sahibi gibi görülüm i ğilİiMp kişileştirilmesi gerekir arabanın. Kullandığı hş j*:Ş0foteye ¡ma takıp sadece kendine has şekil ve yazılarlhkâmlar sürüp giderdi. Anlamlı anism, hangi bir sonuca çok seyrek varan, yüksek sesle inekten ibaretti yaptığı. Aslında beni daha çok yaşadığı\^( gilendirirdi. Ne de olsa, ortalıkta onun gibi çok geveze vardfS hiçbiri hayatını sadece çene çalmaya resmî olarak indirgemenin ti. Tembelliği felaket boyutlara varıyordu. Evinden çıkmadan i arca salonunda yaşayabiliyordu. Babasının emekli mıUetveV^ \ maaşıyla geçiniyordu. Evet, babası bir milletvekiliydi. Kimden^ \ babalarımızın oğullarıyız diye?
Yemek faslını bitirdikten sonra resepsiyonun bankosuna^ \ landık. Ben önümde duran turistik broşürlere bakıp bir v\d V \l cort” servisi ararken, Kayra da otelin ortak çalıştığı kiralaması-visi broşüründen araba seçiyordu. Ehliyetimizi Fransa’da uıvutbt 1 ğumuzu söyleyip kira ücretinin iki katını teklif ederek resepsiyondaki adamı ikna etmiştik. En sonunda bir Ford Mondeo da karar kılındı. Bir saate yakın lobide bekledikten sonra araba j£V di. Şimdi sıra Kayra’nın burnuna güvenip yollarda süzülmeye ?£Vİ mişti. Alp’in evini biraz da olsa hatırlıyordu. Çıktık yola. Asyata rafında olduğunu hatırlıyordum ben de. Çok uğraştık ama dog yolu bulduk. Ve Bağdat Caddesi’ne varıldı. Deniz tarafındaki kaklardan birisi. Girdik hepsine sırayla. Apartmanı hatıriıyo Kayra Tabii bütün binalar yenilenmiş, hiçbir zaman aradı! yen bulamayacağımızı bağırır gibiydiler. Girdiğimiz beşinci i ğın sonlarına doğru hâlâ bıraktığımız gibi duran apartmar dujc Arabada inip giıdimayan adamın yanıtı ve bedeniyle oyunu…
Açılan kapının ardında eski arkadaş Alp duruyordu. Üstünde bir şort ve tişört. Ayağında terlikleri, içeriden gelen arabesk bir şarkının sözleri. Birkaç saniye baktı yüzümüze. Kımıldamadan. O zaman içinde kim olduğumuzu hatırladı. Tam sarılacaktı ki, kendisinin kim olduğunu da hatırladı ve kuru bir “Hoş geldiniz” çıktı ağzından. Sonra sanki kendisi de evinde misafirmiş gibi arkasını çatalca satılık arsa dönüp salona doğru yürüdü. Takip ettik haliyle ev sahibimizi. Rutubet ve ter kokuyordu. Hem de çok fazla. Etrafta birbiriyle ilgisiz yüzlerce eşya vardı. Salona geçtik. Oradan da terasa Alp büyük beyaz salıncağa oturup hafiften sallanmaya başladı. Biz de karşısındaki iki tahta şezlonga oturduk. Bize bakıyordu sanki ilk kez görmüş gibi… Tek bir soru. Sadece bir tane. Kayra sordu. “Nasılsın ?”
Bacaklarını iki kişilik salıncağa uzatıp sağ kolunu sırtım daya-# demire yaslayıp sol kolunu da salıncağın kenarına koydu. Butaç saniye çevreyi seyretti Ve başladı konuşmaya.
-Silil: Kinyas en son Fransa’da gömüştüm. Paris’te. Ama Kay-‘% şifi; m son ne zaman gördüğümü hatırlamıyorum. Neyse, î|tl§ değü, Çok zaman geçti sonuçta görüşmeyeli. Paris’ten ay-büiymmmz herhalde. Zaten çok fazla anlatılacak bir ta-Neden bana verdiklerini hâlâ anlayamadığım o burs-4* f* t® |®İ® yanlışlık yapmamak için telaffuz etmediğim oku-tokta kazanmıştım Ama Paris’te okuldan biraz uzakta bir Yaıü ben uzak okluğunu düşünüyordum. Okulun «emedijrn deNeyse, kaldığım ev çok HP-İK odajfl^^Mİkonlu bir ev. Eiffel’i ya da Seine’i göı manzara Bfar avluya bakıyordu Üç
se. Birkaç parça da. Bir yatak Vardı salondu Bıraktım vnlizlorh^’1′ ^ !utt,1K uzanayım. Yol yorgunluğu np <le olsa’ dedim işte dö yatmışını. Sonra yatağın yaylan bozuldu. Rahatsız <>ı ı a*S dan attılar herhalde bu arada. ‘Ülkeden de atılmadık kendÎ’ derim’ dedim. Arkadan kelepçelenmiş elleriyle, kollarından ?’ nındaki iki polis tarafından tutulan mahkumun bir omuz hareke tiyle birkaç saniyeliğine de olsa, otoritenin elinden her şeye rağmen kurtulması gibi. ‘Bırakın! Ben yürürüm!’ diyen idam mahkıV munun darâğacına gittiği bir sahne gibiydi, benim de memlekete dönüşüm… Geldiğimde annemi çoktan gömmüşlerdi. Kanser. Göğüs kanseri. Babamı zaten biliyorsunuz. O da kanserden gitmişti Tabi! bir iki palavracı uzaktan akraba çıkıp söylenmeye başladı. İşaret parmağımı kapalı dudaklarıma götürüp susturdum hepsini… iki ay geçti. Her şey iyi gidiyordu. Fazla bir şey yapmıyordum. Resim yapmayı da bırakmıştım ama eve giden gelen çok oluyordu. Geçiyordu zaman bir şekilde… Bir yıl sonra gelen gidenin arasında üniformalı birilerini gördüm. Dediler, ‘Askerlik!’ Tamam1 dedim. Zamanı gelmiş. Devletin resmî uyandırma servisi. Adamı hayatının bir yerinde uyandırıyorlar. Kapıyı kilitleyip gittim askere. Tam on altı ay! Er Alp. Gaziantep İslahiye. Oraya da alıştım. Çarşı izninde kendime dövme yaptırınca biraz zor günler yaşadım, ama geçti. Sırtıma kendi portremi çizdirdim bir Arap’a Fonda da siyah bir ejderha olsun istedim. Ama Arap hayatında ejderha görmediği için, daha çok bildiği yırtıcı memeli bir hayvana benzeteceğinden vazgeçtim. Bana biri gelip ejderha çizmemi istese sırtına, ban çizerdim. Ben gördüm ejderha. Filmlerde gördüm. Rüyamda da bir iki kez. Rodeo yapıyordum kırmızı bir ejderhayla. Neyse, bir gün bir kâğıt verdiler elime. Dediler, ‘Bunun adı umkmre Git artık!’ ‘Tamam’ dedim. Topladım valizi, bindim otobüse Geldim eve. Çatı akıyordu, Kiremitler uçmuştu ben yokken. Her yer m içindeydi ‘Dayanırım’ dedim Ama yatağımın da ıslak olduğunu görünce çok sinirlendim O kadar sinirlendim ki elimdeki her şeyi fırlatıp yatağı bir metre sağa îttim Daha kuru bir ta-
I Mjilela anahtarın dönme sesini duyduk. Böylesine bir “Aç kapı-yjî** emrini dinlemiş olması Alp’i aslında mazoşistlere yaklaştırı-11 y0rdw- Onu iyi hayal edebiliyordum, satılık arsa lateks bir body’nin içindeki güdist sahibesinin bir işi olmayan adamın yanıtı ve bedeniyle I oyunu…
Açılan kapının ardında eski arkadaş Alp duruyordu. Üstünde I bir şort ve tişört. Ayağında terlikleri, içeriden gelen arabesk bir 11 şarkının sözleri. Birkaç saniye baktı yüzümüze. Kımıldamadan. O I zaman içinde kim olduğumuzu hatırladı. Tam sarılacaktı ki, ken-dişinin kim olduğunu da hatırladı ve kuru bir “Hoş geldiniz” çıktı | ağzından. Sonra sanki kendisi de evinde misafirmiş gibi arkasını j dönüp salona doğru yürüdü. Takip ettik haliyle ev sahibimizi. Ru-I tubet ve ter kokuyordu. Hem de çok fazla. Etrafta birbiriyle ilgisiz yüzlerce eşya vardı. Salona geçtik. Oradan da terasa. Alp büyük beyaz salıncağa oturup hafiften sallanmaya başladı. Biz de karşısındaki iki tahta şezlonga oturduk. Bize bakıyordu sanki ilk kez görmüş gibi… Tek bir soru. Sadece bir tane. Kayra sordu. ‘Nasbuı?*
Bacaklarını iki kişilik salıncağa uzatıp sağ kolunu sırtım daya-# (tamire yaslayıp sol kolunu da salıncağın kenarına koydu. ¿mç saniye çevreyi seyretti. Ve başladı konuşmaya.
“Seni Kmyas en son Fransa’da görmüştüm. Paris’te. Ama Kay-% «a an son ne zaman gördüğümü hatırlamıyorum. Neyse, Çok zaman geçti sonuçta görüşmeyeli. Paris’ten ay* herhalde, Zaten çok fazla anlatılacak bir ta-Neden bana verdiklerini hâlâ anlayamadığım o burs-lİftMili yanlışlık yapmamak için telaffuz etmediğim oku-i&mmştm Ama Paris’te okuldan biraz uzakta bir Ym ben uzak olduğunu düşünüyordum. Okulun . ln yaylan bozuldu. Rahatsız oldum. ok dan attılar herhalde bu arada. ‘Ülkeden de atılmadan kendine derim’ dedim. Arkadan kelepçelenmiş elleriyle, kollarından i nındaki iki polis tarafından tutulan mahkûmun bir omuz hareke tiyle birkaç saniyeliğine de olsa, otoritenin elinden her şeye ra|, men kurtulması gibi. ‘Bırakın! Ben yürürüm!’ diyen idam mahkû. munun darağacına gittiği bir sahne gibiydi, benim de memlekete dönüşüm… Geldiğimde annemi çoktan gömmüşlerdi. Kanser. Göğüs kanseri. Babamı zaten biliyorsunuz. O da kanserden gitmişti Tabiî bir iki palavracı uzaktan akraba çıkıp söylenmeye başladı. İşaret parmağımı kapalı dudaklarıma götürüp susturdum hepsi-
ni… iki ay geçti. Her şey iyi gidiyordu. Fazla bir şey yapmıyordum. Resim yapmayı da bırakmıştım ama eve giden gelen çok oluyordu. Geçiyordu zaman bir şekilde… Bir yıl sonra gelen gide nin arasında üniformalı binlerini gördüm. Dediler, ‘Askerlik! Tamam’ dedim. Zamanı gelmiş. Devletin resmî uyandırma servisi. Adamı hayatının bir yerinde uyandınyorlar. Kapıyı kilitleyip gittim askere. Tam on altı ay! Er AJp. Gaziantep İslahiye. Oraya da alıştım. Çarşı izninde kendime dövme yaptınnca biraz zor günler yaşadım, ama geçti. Sırtıma kendi portremi çizdirdim bir Arap’a Fonda da siyah bir ejderha olsun istedim. Ama Arap hayatında ejderha görmediği için, daha çok bildiği yırtıcı memeli bir hayvana benzeteceğin dm* vazgeçtim. Bana biri gelip ejderha çizmemi iste-v sırtına, ben çizerdim. Ben gördüm ejderha. Filmlerde gördüm. Rüyamda da bir iki kez. Rodeo yapıyordum kırmızı bir ejderhayla Neyse, bir gun bir kağıt verdiler elime. Dediler, ‘Bunun adı fMtfmrc Git astık V ‘Tamam’ dedim. Topladım valizi, bindim otobüse. Geldim eve Çatı akıyordu. Kiremitler uçmuştu ben yokken. Har yer su içmdeydi Dayanırım’ dedim. Ama yatağımın da Lslak olduğunu görüm « arsa çok «niriendim O kadar sinirlendim ki elim-
didü bir metre sağa ittim Daha kuru b ta
kesildi akıntılar. Eve gelip gidenler, ‘Artık geldi’ dediler. ‘Olur mu ?’ dedim. Güvercin lu delikler. Kurumuş pislikle sıvandı çatı…
I ‘¿e, bir gün. Bir televizyon getirdi misafirlerimden biri. Anten I ı^ı terasın arka tarafına. Doğum günümdü herhalde. Çok kanal S’Bir de uzaktan kurnanda. Her düğmenin ucunda bir prog-I $m, bir film… Çok eğlenceli. Hepsini seyrettim. En kötü progra-jnj üile. Adını duymadığım yerlerin hava raporlarını bile. Hepsini ı Birkaç ay böyle sürdü. Bir reklam seyrederken, o iki dakikalık j|yapmak için uğraşan yüzlerce kişinin hummalı çalışmasını düşünüyordum. Zaman geçiyordu. Sonra televizyonu getiren adam geldi Herhalde bana bir nedenden dolayı kızmıştı ya da başka bi-rişşi|’ doğum günü vardı. Aldı televizyonu, anteni, gitti. Televizyondan boşalan yeri seyrettim üç beş gün. Duvarı. Ama çok eğlenceli değildi. Hep aynı program. Bazen belgesele benzeyen bir şey çıkıyordu. Böceklerin hayatı. Özellikle hamamböceklerinin duvar hayalı. Ama ben daha önce seyrettiğim için sıkıldım o programdan… Bir ara, aklıma kadınlar geldi. Hani göğüsleri bizimkilerden büyük olanlar var ya? işte onlar! Dedim, ‘Bir tane olsa bu evde belki iyi olur. Bana bakar../ Aslında ben de bakıyordum kendime aynada. Ama zamanla o da kirlendi, göremedim kendimi. Bir kız vardı eve gidip gelen. Daha doğrusu bir kadın. Benimkinden beş yıl daha eski nüfus cüzdanlı. Gelip gidiyordu. Som gelip ğmı^meye başladı. gitmedi. Hep oturdu. Çatının wubjbu yaptırdı, illrafı temizledi, Erkekler getirip yan odada Sb’cç evlenip boşanmış. Herhalde fahişelik yapıyor-&mykımyeyınt Tam bilmiyorum! Evin yebiri oldu. Koydum diğerlerim/] yanına. Tabiî, onlarda hemen hemen buna benziyorlardı. Vurguladıkları fikir aynıy& Tek İm. I< tarihlerdi. Ben ditince çok para edecek bunlar. Belldfe kaç kişinin daha ölmesi gerekebilir ama bir gün çok değerli ofc caklar. Mükemmel tuvaller! Desenlerde hiç hata yok Çünkü desen yok. Mükemmel boş tuval resimleri!.. Bir gece evde partide zenledi birileri. Alt kattaki ihtiyar gelip ikaz etti üç kez. 0 gece, bir adam geldi, yanıma oturdu. Anlayamadığım bir sürü terimle dolu konuşmalar yaptı. Sevgilisi olmamı istedi Tamam’ dedim Üç ay kaldı evde. Sonra herhalde sıkılmış olacak ki, gitti Bir» natçıydı. He ykeltıraş. Televizyonu vardı. Fazla konuşuyordu. Bana göre fazla entelektüeldi. Bir sürü şey biliyordu. Ve daha da & tuşu, bildiklerini başkasına da öğretme arzusuyla yanıyordu Sonra kül oldu. Ama televizyon kaldı. Almadı yanına, giderken. ‘Oh V dedim. ‘Sonunda! Sonunda televizyon bana kaldı.’Ama uzaklan kumandası yoktu. Kalkıp yanına gitmek gerek. Ben de günde bir defa kanal değiştiriyordum. Televizyonu açarken. Programlar değişmiş, daha hareketli olmuş. Bir müzik kanalı bile var Hep şarkı çalıyor Şarkılara uygun da kısa metrajlı filmler goste-riy Zaman geçiyordu. Artık böcek belgeseli yok! Bir süre son-ra İ p gidenler kesildi Büyüdüler herhalde. Gelmediler. Yalnız hardım Konuşmayı özledim. Kendi kendime konuşmayı sevmem. >*>yU yt * t*kU’nmı daha önceden bildiğim için zevki yok. Neyse, aslanda birisi gelmişti o zamanlar. Nüfus memuruymuş. Sayım varmış Bir suru soru sordu Gitti Diyecektim, ‘Kal biraz, konuş* hır» Ama î-ok c iddi bir yüzü vardı Celrin^im O yalnızlık
gjr süre sonra kesildi akıntılar. Eve gelip gidenler, Artık r’LLur y4înjy°r> yaz dediler. ‘Olur mu?’ dedim. Güvercin ^ mart? bokuyla doldu delikler. Kummuş pislikle sıvandı çatı… Neyse bir gün. Bir televizyon getirdi misafirlerimden biri. Anten takü terasın arka çatalca satılık arsa tarafına. Doğum günümdü herhalde. Çok kanal ,3r(l} |ir de uzaktan kumanda. Her düğmenin ucunda bir prog-mm,bir film… Çok eğlenceli. Hepsini seyrettim. En kötü programı bile Adını duymadığım yerlerin hava raporlarını bile. Hepsini ! Birkaç ay böyle sürdü. Bir reklam seyrederken, o iki dakikalık isi yapmak için uğraşan yüzlerce kişinin hummalı çalışmasını dii-şünüyordum. Zaman geçiyordu. Sonra televizyonu getiren adam geldi. Herhalde bana bir nedenden dolayı kızmıştı ya da başka bi-risjşft doğum günü vardı. Aldı televizyonu, anteni, gitti. Televiz-pğ© boşalıp yçri seyrettim üç beş gün. Duvarı. Ama çok eğlenceli değildi. Hep aynı program. Bazen belgesele benzeyen bir şey çıkıyordu. Böceklerin hayatı. Özellikle hamamböceklerinin davar hayatı. Ama ben daha önce seyrettiğim için sıkıldım o programdan… Bir ara, aklıma kadınlar geldi. Hani göğüsleri bi~
hmkılerden büyük olanlar var ya? İşte onlar! Dedim, ‘Bir tane olsa bu evde belki iyi olur. Bana bakar,./ Aslında ben de bakıyordum kendime aynada. Ama zamanla o da kirlendi, göremedim
kendim Bir loz vardı eve gidip gelen. Daha doğrusu bir kadın. Benimkinden beş yıl daha eski nüfus cüzrfanlı. Çelip gidiyordu, gitröemçyç başladı. Hfc giti’nedi- Hep. oturdu. Çatının lagfırüı. Etrafı temizledi. Erkekler getirip., yan odada evlenip boşanmış. Herhalde fahişelik yapıyor söyl* meyeyim Tam bilmiyorum î Evin yeri çalış*-m® yakındı, herjıajde. Sonra bir gece, bilileri, kapıyı kınp ^İPikr Kndmj: paça dışarı çıkartıp götürdüler. Ünifor-
|WW’ BfP iyi niyetliydim. Adamların kadını pazarlayanlar Ben konsomatrisim’ diyordu kadın. Ne gelmişim. Az çok Fransızcam var. Kaldığım evin ; f ^ kez de karayolları bürosundaki ka-
olmuştu. Konsomatris! Yani consom-yamı vermem gerekiyordu. ‘Hepimiz
Altımızdaki Mondeo’yla yaptığımız, İstanbul’da yapılan h« hangi bir dolaşma değildi. Daha çok Hollywood’un ünlü mahalli terinde yapılan rehberli turistik gezilere benziyordu.
“Sağ tarafınızda Kayramın yıllar önce tribünlerinde Galatasaray taraftan altı kişi tarafından dövüldüğü Ali Sami Yen Stadım görebilirsiniz. Sol tarafınızdaysa Kinyas’ın anılarını banklarında taşıyan Gülhane Parkı’nı görebilirsiniz.”
Alp’in terasından ayrıldıktan ve hâlâ tanıdığımız adam olarak kaldığından büyük bir huzurla emin olduktan sonra direksiyonu Sultanahmet’e çevirdik… Biz İstanbul’un görülmeye değer yerlerini bilmeyiz. Biz dünyanın muhteşem, harika yerlerim bilmeyi?, Harika yerler yoktur çünkü. Harika insanlar vardır! Biz onları tanır ve hatırlarız. Kokularını alırız…
Koku gittikçe yoğunlaşıyordu Sultanahmet civarının sokaklarına daldıkça Burada Mümtaz vardı görülmesi gereken. Ne bir la-top, mMr soyadı, sadece Mümtaz. Elli yaşım çoktan devirmişol-duğunu tahmin ettiğim beyaz saçlı, on yaşında Karatan Istan* bul a değil Sultanahmet’e gelmiş ve halı işine girmiş Mümtaz. Ha-h işiyle beraber bir türlü rakmm kokusuna alışamamış olduğu *Çin ha|ü**te yattığı donemde bulaştığı esrardan hiçbir zaman kur* Uiiâum-m# olan Mümtaz. On sekiz yaşımdaydım onu tanıdığımda. Ve immnen im tesadüftü karşılaşmamız. Ancak Tenten’in başı-m türden bir tesadüf Kinyas Mümtaz ı bilmez.
Yüı bilmem ama mevsimin yaz okluğunu bilirim» Ve Suitan&h* ¡mı sıcaktı o yü UMmtim kalkan tomarın bulutunda bile -d He* pavyon ammasmda üzerindeki kelebek yır
i ]jl1cie bir boş tuval resmi daha yaptım. Bu sefer çok sahibinden çatalca satılık arsa uğraştırdı Birkaç gecemi aldı. Oysa uykumu almalıyım ben. Yoksa Âindüz hayalet gibi oluyorum. En az sekiz saat! Uyumadan bah-^imişken, yataktan çıkmama rekoru kırdım. Guinnesse’e bakmadım ama rekorun bir ay olduğum) düşündüm. Ve otuz iki gün yataktan kalkmayarak dünya rekorunu kırdım. Tabiî tanıklık yapacak resmî görevliler yoktu, ama olsun. Yalnız, içlerine tuvaletimi yaptığım sonra da fırlatabileceğim en uzak noktaya attığım torbalar çok pis koktular. O otuz iki gün içinde de, mutlaka sekiz saatlik uykumu almaya gayret ettim. Yataktan ayaklarımı sarkıtıp yere bastığımda bütün vücudumda karıncalanmalar oldu. Kalkınca biraz sendeledim. Ama sonra alıştım. Her başarının bir bedeli vardır. Kolay mı dünya rekortmeni olmak? Değil… iki hafta sonra televizyon bozuldu. Ve bu sefer karar verdim. Büyük bir karar. Üstüme bir şeyler giydim. Televizyonun fişini prizden çektim, ■dendim, dışarı çıktım. Zaten para çekme ve alışveriş zamanım da gelmişti. Uzun bir yürüyüşün sonunda bulduğum tamirciye bıraktım televizyonu. Bir hafta sonra gel, al! dedi. Toptan ihtiyaçlarımı alıp on torbayla döndüm eve. Bir dahaki para çekme zamanı gelince çıktım dışarı. Aklıma televizyon geldi. Sevindim tabiî. Hatta bir ara koştum tamirciye giderken. Dedim, ‘Ben geldim. Verir televizyonu.’ Adam dedi: ‘Çok geç.’ Bir ay geçti. Masrafı çok yükseltti. Gelmeyeceğini düşünüp sattık.’ Beni kandırıyor olabi-iriı ama doğru olm \ I
önemsiz işler. Aslında bu görevleri verebileceği adamları \ I Mümtaz’ın. Bana ihtiyacı yoktu. Bende başka bir şey buluya \l O da anlattığım hikâyeler…
Geceleri gaz lambasının ışığında ilk sigaradan mangalın % ■ zündeki son acı kahveye kadar anlattığım hikâyeler. 1
anlatıyordum ben de. Dinledikçe kendinden geçiyor, gözüı^ ] canlandırıyordu admı söylediğim yerleri. Fransa’yı, İtalya’yı,^, sanlarını tekrar tekrar anlattırıyordu. Ve hikâyelerini, paylaştığa esrarının ve deposunun fiyatıydı, iyi ödüyordum. Bütün ayraıt styla, bütün sokaklarıyla çiziyordum uzaklardaki şehirleri baW rrn üzerine. Sonra tıp eğitimimi gördüğüm ülkeye geri dönme manı geldi. Ve ayrıldım oradan. Aslmda o aynı yılda okula g\i meye başladım. Dönmeseydim de pek bir şey değişmeye* Eğer dönmeseydim belki de o Acem, Azerî, Ermeni hali bin bir renkleri arasında, renklerini aldıkları bin bir kök ar lıâlâ esrarımı ciğerime yolluyor ve iki nefes arasında Mi katedrallerin girişlerindeki dev heykelleri anlatıyor olac
Yaklaşık iki ay süren, hiç ara vermeden edilen laflarla d(| kilodan fazla, esrarın tüketildiği bir dostluk faslı…
Ve şimdi Mümtaz’a dönüyoruz, isterim ona yine bir bahşetmeyi Hayatında, neredeyse hiç Sultanahmet’ten beyaz saçlı adama İstanbul’u tanımayan ve Kars’ı da s
fc&runce
¿ünden nezaretten on dört saat sonra çıkmak üzere taş odaya satılık arsa fiyatları adımımı attığımda içeride üç kişi daha vardı, önce beni bir tarttılar loş ışıkta gözlerinin seçebildiği kadar. Kapana kısılma öykümü geleneğe uygun olarak anlattıktan sonra, öğrendim bu üç adamın birlikte bir yün deposunda esrar içerken basıldıklarını. Yaşlan bana geçkin gelmişti. Ama hepsi de kırklarının odasındaydı. Mümtaz cebinden çıkanp, bana uzattığı sigarayı kırıp yansını da kendine yaktı. O gece sabaha kadar konuştuk. Kimse kimseyi anlamıyordu. Herkes başka bir şey anlatıyordu. Ama yine de iyiydik. Zaten dillerden dökülen hikâyeler o kadar farklıydı ki kimse fazla deşmiyordu konuşulanlan. Sabah beni bıraktıklarında ceketim üşüyen Mümtaz’m sırtındaydı. Yakışmıştı da siyah pantolonuna.
“Bir hafta sonra gel dükkâna. Al ceketini” dedi.
“Eyvallah” dedim.
Sağda solda sürttüm bir hafta. Sona Mümtaz’m halı dükkânının kapısından içeri girerken buldum kendimi. Önüme ilk çıkan insana patronu sordum. Birkaç güvenlik sorusundan sonra geniş dükkânın dibine doğm. Ve yaklaşık iki ay boyunca o depoda uyudum Müı^* M muyordu. Sabaha kadar esrar çeker, gündüz hah işleriyle M
^ Ben de birkaç meselede yardımcı oluyordum. GümrñkteW \ I leyen birkaç parça için Kemal diye birinin ağzının burrounaVg^ H ması gerekiyordu- Sonra ufak bir depo soygunu. Ve bvmaben^ \ I önemsiz işler. Aslında bu görevleri verebileceği adanüan^, \ I Mum taz’m. Bana ihtiyacı yoktu. Bende başka bir şey \l
O da anlattığım hikâyeler…
Geceleri gaz lambasının ışığında ilk sigaradan mangalın Yb- 1 zünde ki son acı kahveye kadar anlattığım hikâyeler, ı
anlatıyordum ben de. Dinledikçe kendinden geçiyor, gozüıtfo ı canlandırıyordu adını söylediğim yerleri. Fransa’yı, İtalyay\, Tasarılarım tekrar tekrar anlattırıyordu. Ve hikâyelerini, paylama esrarının ve deposunun fiyatıydı. İyi ödıiyordvını. Bütün ayrnftv sıyla, bütün sokaklarıyla çiziyordum uzaklardaki şehirleri ha\ûa rm üzerine. Sonra tıp eğitimimi gördüğüm ülkeye geri dönme ı mam geldi. Ve ayrıldım oradan. Aslında o aynı yılda okula gto meye başladım. Dörumeseydim de pek bir şey değişmeyen ddameseydim belki de o Acem, Azerî, Ermeni halda bm bir renkleri arasında, renklerini aldıkları bin bir kök an MIÉ uranım ciğerime yolluyor ve iki nefes arasında Mü MtMraikrin girişlerindeki dev heykelleri anlatıyor olac /Âiaşik iki ay «üren, hiç ara vermeden edilen lañarla do ***&*> fa/u.»wann tüketildiği bir dostluk faslı…
Ve şandı Mümtaz a donuyoruz. İsterim ona yine bir mwmurnm.Hoşunda, neredeyse hiç Sultanahmet’ten «eçlı adaıua İstanbul’u tanımayan ve Kars’ı da s *** de olsa ıvyatannd» hatırlayan adamalenmiş, vitrin spotlarla ışıklandırılmış, çok daha göz alıcı hale gelmişti. Arabada gelirken Kinyas’a birkaç Kelimede anlatmıştım Mümtaz’ı. Halılarının üzerinde Çingene kadınlarla nasıl seviştiğini. Zamanın durduğu ve hatta hiçbir anlam taşımadığı o depoda dumanın bütün oksijeni yediği geceleri…
Arabadan inip yürüdük. Vitrine bir göz attım. Makine halıları. Taklit Çin halıları. Benim zamanımda hiçbiri yoktu. Makine halısı satmak meydan taralındakilerin işiydi.
Tardıma olayım. Buyrun içeri. Çeşitlerimiz çok \n Kafamı çevirdiğimde kapıda, yıllar öne bana deponun kapağını açan çocuğun artık erkek olmuş halini gördüm. Tanımak zor olmamıştı Rengi beyaza çalan san saçlarından hatırlamıştım. Üstündeki parlak saten gömleği, rugan ayakkabılanyla tam bir klasik geçiş yapmıştı tezgâhtarlığa, çıraklıktan.
Tabiî! Yardımcı ol bakalım” dedim.
Girdik içeri Dükkân hayli değişmişti. Çok daha temizdi ve tam anlamıyla turistlerin ağızlarının suyunu akıtacak bir Doğu deko-nı her yerdeydi. Genç adam, bana nasıl bir şey aradığımı sorar-Mî ve ¿ulaşılmayacak kadar hızlı halı çeşitleri sayarken, “Müm-d dedim. “Burada mı T
¿turaladı Herkes Mümtaz Baba derken benim ona ismiy-itmem garibine gitmiş olmalı, diye düşündüm. Ama ya-çabuk anladım. Ve karşımdaki, görüntüsüyle hızlı Sulta-delikanlısı birden ilk tanıdığım günlerdeki üstırmış. Ama Herifte bir çene V
Allah seni inandırsın, geç karşısına iki saat dinle, îitovse^^^ V bi olursun. Tam pezevenk \ Velhasıl, açtılar dvikkâm. Mt\ ^ ^ \ AriTin kazıkladığı iki adam dükkanı basıp ikisini de vordıt \
ralandı, Mümtaz Baba öldü. Ben aşağıdaydım. Silah sesm ^ 1 koştuğumda Mümtaz Baba yerde, yanında da Arif vardı.’ ^ | yordu Arif’e. ‘Anlat ulan, eşşeoğlueşekV Arif, aıv\aia>|m^|
dedikçe o bağırıyordu. ‘Anlat ulan! Cehennemi mayalım oralarda…’ Ambulans gelmeden Öldü ağabey
Cezmi’yle vedalaşıp çıktık. Kinyas’a verdim asrabacsm mili m. Kendimi iyi hissetmiyordum. Dünyayı, İstanbul’u, ?>\i| met civan dışında her yeri hikâyelerden öğrenmiş ölmüştü. Gördüğüm en sağlam esrarcı. Cahit beynini ari la doldurmuş ve her şeye inanmak gibi bir çocuk saStol olan Mümtaz Baba ölmüştü demek 1 Son söz\eriber>”
cehennemi dli her zaman fazlaydı. O aralar, bana yürüttüğü ticarette batmaması bir mucize gibi geliyordu. Sabaha kadar esrar çekip avucuna doldurduğu suyu yüzüne çarptığı anda, gecenin hayalî zengin Mümtazından halı taciri, kabadayı Mümtazına dönüşerek üstünde durulması çatalca satılık arsa çok zor bir ipte koşuyordu. Her-hangi bir maddeye bağımlı olanların herhangi bir işyerini yönetmesi ihtimali sıfıra çok yakındır. Hele Sultanahmet gibi bir çakallar bahçesinde! Ama demek ki başarmıştı Mümtaz…
Tabela aynı isimle yenilenmiş, vitrin spotlarla ışıklandırılmış, çok daha göz alıcı hale gelmişti. Arabada gelirken Kinyas’a birkaç kelimede anlatmıştım Mümtaz’ı. Halılarının üzerinde Çingene kadınlarla nasıl seviştiğini. Zamanın durduğu ve hatta hiçbir anlam taşımadığı o depoda dumanın bütün oksijeni yediği geceleri…
Arabadan inip yürüdük. Vitrine bir göz attım. Makine halıları. Taklit Çin halüan. Benim zamanımda hiçbiri yoktu. Makine halısı satmak meydan taralındakilerin işiydi.
“Yardımcı olayım. Buyrun içeri. Çeşitlerimiz çok!”
Kafamı çevirdiğimde kapıda, yıllar öne bana deponun kapağını açan çocuğun artık erkek olmuş halini gördüm. Tanımak zor olmamıştı. Rengi beyaza çalan san saçlarından hatırlamıştım. Üstündeki parlak saten gömleği, rugan ayakkabılanyla tam bir klasik geçiş yapmıştı tezgâhtarlığa, çıraklıktan.
Tabiî! Yardımcı ol bakalım” dedim.
Girdik içeri Dükkân hayli değişmişti. Çok daha temizdi ve tam anlamıyla turistlerin ağızlarının suyunu akıtacak bir Doğu deko-mher yardeydi. Genç adam, bana nasıl bir şey aradığımı sorarken ve anlaşılmayacak kadar hızlı halı çeşitleri sayarken, “Müm-üb* dedim “Burada mı?”
(^an duıaia/iı. Herkes Mümtaz Baba derken benim ona ismiy-âitfp etmem garibine gitmiş olmalı, diye düşündüm. Ama ya-itttoa çabuk anladım. Ve karşımdaki, görüntüsüyle hızlı Sulta-birden İlk tanıdığım günlerdekar bir merdiven. İki katyukanav \ n düz de müşterisini bekleyen bir pavyon. Masa örtülerimi\ ğrnda dördüncü sınıf olduğu anlaşılan bir pavyon. Kihtuva ^ \ ışıklar. Yüz ifadelerinin zorlukla seçilebildiği bir aydınlık I Zemini aynayla kaplı küçük bir dans pisti. Altı masa. Duvar V de yan yana üç loca. Ve nihayetinde sadece kadınlan seyretmeye yetecek kadar parası olanlar için bir bar. T® yİ müşteri başına, pavygarsonlar…
Artık işleri devralma zamanı. Şivesi Şark, stajyer pezev^S aradan çıkarma zamanı. Cebimden biraz para çıkarıp avucumu taştırdım ayaküstü.
“Haydi sen işine bak! Biz buluruz yolumuzu.”
Harcayacağımız paradan komisyon alacaktı ama verdiğini ra yetmiş olacak ki nazlanmadan kayboldu, yanımıza gelen yonlu katillerden birine kaş göz yaptıktan sonra… Gündüz nı geceyi yaşatmaya çalışan bir müessese. Papy onluyu tak bir locaya yerleştik.
“Bir ufak rakı, beyazpeynir, kavun, san tuzlu leblebi a barmlabir portakal suyu!” dedim. Sonra vazgeçip, “Müc
rada mı ? Çağır bakalım” dedim.
Bir iki şey mınldandı ağzının içinde sonra kayboldv rnndaki kapıdbn geçip… On dakika sonra parlak takım I adam gelip dikildi başımıza.
“Buyur kardeş*. Hoş geldiniz” deditele verilir. Tabiî bu Laleli için ge-Cfji. Ankara’da ise neredeyse imkânsız gibidir. Gittiği yer, kimin-je ne yaptığı mal iadesi açısından sorun çıkmaması açısından belli olmak zorundadır. Pavyon kuralları fazlasıyla yöreseldir. Her şehrin, hatta her mahallenin kendine göre gelenekleri vardır. Es-Idşehir’de iki parmak birayı, Ankara’daki bir ufak rakı parasına verirler. Ama buz badem orada ikramken İstanbul’da en pahalı mezedir. Hepsinin de kendilerine göre geliştirdikleri kazıklama yöntemleri vardır. Kadın satmak kolay değil! Bir çeşit sanattır, pavyona gelmiş memurun bütün maaşını cebinden adisyon tabağına kaydırmak… Laleli’de geceyi geçirmek için bilinmedik bir yere kadın götürme lafı, tanımadık bir sima tarafından edildiğinde küfür gibi gelir. Tabiî ben bütün bunları, başımda duran şişkodan daha önce düşünmeye başlamış olduğumdan, ağzımdan çıkan her kelimenin hemen sonrasında sol elimdeki para destesinden beş banknot alıp geçiriyordum diğer elime. Lafım bittiğinde hayli para biriktirmişti sağ elimde. Saymadım ama bir cumartesi gecesi, iddiasız dekorlu pavyonun çıkarabileceği paranın biraz fazlası vardı. Amerikan Dolan’nm dayanılmaz cazibesiyle! Sanki eski hır dostmuş gibi paralan önce masanm üstüne çıkarıp incelemesine izin verdim sonra da bir şey söylemesini beklemeden, ?>Mî1fîî? bana yakın olan yan cebine soktum desteyi “Haydi bakrım’”diyerek de konunun bittiğini belirttim. Tabiî artık iş de-Kapıdan girerken yabancı bir yüze sahip olan ben, baba-hatırlanacaktım şişko tarafındanuyorduk. Kadınlar gerçekten de güzeldi. Şişko aldığı parayvi^ 1 etmişti. sahibinden çatalca satılık arsa Fahişelik yakışıyordu vücutlarına ve ahlak anlayışlar^ Beyaz ırkm en iyi örneklerinden iki kadın vardı karşımızda On-lar da rahatlamışlardı. Uzun zamandır bizim kadar eli bol atar lar gelmemiş olmalıydı. Elimiz, kolumuz şimdilik fazla dolanıyordu da masanın altından. Ve en önemlisi, yanlarında sokakta görseler dönüp ikinci kez bakacakları bir adam olan lünyas o\x ruyordu. Zaten Kinyas’m doğal yeteneklerinden bin fahişi kendine âşık etmekti Kinyas’m yakışıklılığı, kadınsı yü
gibi sakinleştiğimi hissedebiliyordum. Pavyonların benim üzerimde böyle etkileri vardı. O kadar acıyla, hayal kırıklığıyla, şiddetle, tacizle ve bütün bunların tam zıttı olan kahkahalarla, tatlı sarhoşluklarla, güzel sözlerle, eğlenceyle doluydu ki hayalın bütün çelişkilerini içinde barındırıyor ve para karşılığında seyredilen bir gösteri olarak sunuluyordu. . Konuştuğumuz konular tahmin edileceği gibi fazlasıyla komik ve sadeydi. Tam olarak kimse kimseyi anlamıyordu. Söylenen her laf havada asılı kalıyordu. Ama kadınlar içkinin etkisiyle, kendilerine has feminen sarhoş-hıklanyla, ağzımdan çıkan anlamlı, anlamsız her kelimeye gülüyorlardı. Masaya bir ufak rakı, bir ufak votka ve iki şişe şampanya daha doğrusu ucuz köpüklü şarap geldi sırasıyla. Ben portakal suyunda ısrar etmekte kararlıydım. Kinyas her zamanki gibi, önüne ne gelirse susuzluktan lavranıyormuş gibi içiyordu. Hiç ara vermeden. Alkole olan direncinin nedenini okulda kalsaydım mutlaka incelemek isterdim… Ve bunları düşünürken aklıma, vücudunda bir süredir taşıdığı mikroskobik ölüm geldi. Ve onun yanında, beyin hücrelerini yok eden, damarlarını tıkayan, karaciğerini eski bir arabanın hava filtresine dönüştüren şişelerce alkolün hiçbir değeri kalmıyordu…
Kadınlar artık tamamen alkolün pençesine düşmüşlerdi. Aslında normalde çok içmemeleri patronlar tarafından tembihlenen hu tasanlar, nedense bugün bütün sınırlarım zorlamışlardı. Belki Mifffe tatil günleriydi.ktu ama «■* söylemeyecek kadar çok para taşıdığımı bildiğinden J’% bul etti. Geldiği gibi. Fazla soru sormadan. Biraz yüz buu?*» da para isteyecekti ama gelecek sefere saklıyordu beni Ürkütmeyelim deveyi i Benzeri bir özlü söz beyninde tenis yordur. El sıkışıp ayrıldık..
Kadınlar, saat daha erken olduğu için başka bir yere gi^ tiyorlardı. Ama benim öyle bir niyetim yoktu. Biraz dolan sonra otelin önüne geldik. Tabiî kadınların meslekleri ilk bal®, arılaşılıyordu. Ama biz de iki Fransız turisttik! Durmadan harcayan iki garip turist. Görmezden gelmeye çalıştılar kadiri nn bacaklarını, duymamaya çalıştılar sarhoş kıkırdamalarım Kinyas’ın iki koluna girmiş, arkamda dururlarken… Resepsiyon-daki kadından anahtarları aldım. Ve iki şişe şampanya ile meyve istedim. Bu gece, benim için meyve ve meyve suyu gecesiydi ta biî biraz midem bulanmıştı anlamsız diyetimden. Ama sürekli elinde bir bardak ya da şişe taşımaya alışmış biri için elleri ceplerinde gezmek de kolay değildi…
Ve tam o sırada aklıma Gezini geldi. Bir türlü kapının dışına I koyamadığım insanlığım ve Mümtaz’ın anısı beni böyle bir düşün-1 ceye itmişti. Eğer İstanbul denen şehirde Mümtaz gibi esrar içe-1 bilecek adam kalmadıysa ben vardım. Kinyas’a odalarına çıkma hmm söyleyip otelden ayrıldım…
Cezmi’yi dükkânda buldum. Bir saat sonra on tane dolu dolu sigara geldi. Tam çıkıyordum dükkândan, dönüp o an üzerine bastığım kilimin parasını sordumıp camın yanına yere serdim. Bu Mümtaz için! Sonra duvara yaslanıp oturdum üstüne. Cebimden çıkarıp Cezmi’nin sigaralarından birini yaktım. îrena bulanık beyniyle, kokusundan anlamış olacak ki sigaranın tütün dışında taşıdığı maddeyi, yataktan bir yastık alıp attı kilimin boş kalan yerine, sonra da oturdu yanıma. Başını omzuma dayayıp sessizce oturdu. On altı yaşındaki sevgililer gibi yan yana, bacaklarımızı uzatmış oturuyorduk. Konuşacak bir şey yoktu. Ve ikimizin de istediği hayale dalmasına izin verdim. Ne ben onun acılarını, ne de o benimkileri anlayabilirdi. Rahatsız etmedik birbirimizi Öylece oturup camdan göründüğü kadarıyla şehri ve gökyüzünü seyrettik Açık mavi satenden iç çamaşırları vardı İrena’nın. İri göğüslerini kaplayan duru bir sutyen. Ve üzerine oturduğu, nazik poposunu kilimin pisliğinden ve tüylerinin sivriliğinden koruyan yastığı ise tahtıydı. Rus çariçesinin tahtından farkı yoktu. îrena’nm da Rus çariçesinden ! Slav ırkına has hatasız profilinin, kararmış havanın kararttığı odada çizgileri mükemmeldi. Kendisine doğru çektiği bacakları, küçük ayaklan. Hepsi güzeldi. Hak ediyordu fahişeliği. Ama belki daha iyi bir müşteri portföyüyle çalışmalıydı…
Ymn elbet döneceği şişkonun yerini düşünmemeye çalıştığı belliydi, çektiği her nefesten sonra sigaranın kızaran ucunu seyrederken. Kimse hiçbir yere dönmek istemiyordu o odada Daha ImM ilerlemek de istemiyorduk. Orası iyiydi. Ne ileri, ne geri… ÇMIftoıcttye kadar attığımız her adımda, tabanımız da, beyni-H| de yanmıştı İleriye ya da geriye yaptığımız her hareket ha-%% Mayın tarlasındaki temiz tek noktadalu. Bolu Dağı nı biraz önce astık ■ deo’yu verip bir Opel Omega aldık. Aslında uçakla
ama uçmaktan yavaş yavaş iğrendiğimi fark ettim. Istenüyo« ■ bir havaalanından başka bir havaalanına gitmeyi. O kadar H tıcı hatıralarım vardı ki o lanetli, yüksek sahibinden çatalca satılık arsa tavanlı, çelikbina^ \ belki de dayanamayacağımı hissettim iki tane daha görmeye, 1 Yol, her zaman ki gibi kayıp gidiyordu altımızdan. Sanki biz 4®.. \ yorduk ve şehirler bize geliyordu. Arabayı kullanan Kayra’y\sev I rettim birkaç saniye. Hiç konuşmadan sadece yolun iki tarafa® 1 birleştiği noktaya gözlerini dikmiş, halıcıdan aldığını söylediği » 1 rarlı sigaralarından birini içiyordu. Sağ eli el freninin üstünde,si ı elinde sigara Bomboş yolda otomatik vites rahatlığıyla diretav yonu sol diziyle idare ediyordu. Ve o an düşündüm. Yanımda oturan adamın aslında ne kadar garip ve itici bir yüz ifadesinin oluğunu. Kendisine hiç yakışmayan uzun siyah saçlan. Çirkin prof iî. Astérix ile ülkenin aşın milliyetçilerini ortak bir noktada« iıışturan bıyıklan. Çok çirkindi. Sadece gözleri I Sadece onlar vücuda ve yüze ait değillermişçesine mükemmeldi. Kaytanın Kayra olduğu yer gözleriydi. Gerisi sahne kostümü ve ken biçtiği aksesu varlar d ı. Bazen ondan tam anlamıyla nefret et dum Dengesiz düşünceleri, bütün dünyayı tanıdığını saj sürekli olarak en büyük acılan çektiğini iddia etmesi… Ht müsamerelerinde ki yapmacık rollerden fırlamış Kanini yaşayan her canlıdan farklı bir yere koyması ve \ »ürü gerekçe bulması koca bir yalan gibi geliyordu. Söy\f #i*çeltt«n düşünmüyor olduğunu biliyordum Tl
Iayaptıkları vardı. Yaşadığı hayat. Terk ettiği onca şey ve varmak ^jjği zihinsel ölüm. Ama benim de bunlara dair bir fikrim var-Jj, Kayra, aslında son derece normal bir insan olabilirdi. Eğer gii 0igaydı Sadece yakışıklılık da değil, normal bir hayat yaşa-mak İÇ*11 ger°kli olan yeteneklere de sahip değildi. Tembeldi. Şimdiye kadar hiç çalışmamış ve çalışmanın insanlıkdışı olduğunu savunmuştu. Ama gerçekte yapabileceği bir iş olmadığı için çalışmamıştı. Sadece düşünen ve zarar veren bir yaratık haline gelmesi, gerçekte her insanda olan doğal yeteneklere sahip olmamasından kaynaklanıyordu. Dürüstlük, çalışabilmek, söylenenleri dinlemek, biraz olsun hissedebilmek gibi yeteneklerden bahsediyorum. Onda bunların hiçbiri olmadığı gibi, ayrıca denediği zaman da başarısız olacağını bildiği için, şu an gittiği yolu tercih etmişti. Yolsuzluğu. Yaptığı her hareketin insanlığın arayıp da bulamadığı doğrulukta, mükemmelden öte ilah! özellikte olduğunu düşündüğünden, beni sıkıyordu. Yeteneksizliği, dünyanın tek gerçek kitabı diye yazdığı hikâyenin kötülüğü, yazdığı şarkı sözlerinin hamlığı ve uğraştığı her alanda daima vasatın altında eserler ortaya çıkarmış olması onu var olan her şeyi reddetmeye itmişti. Dünyanın en büyük eserlerini ortaya koymuş olduktan herkesçe kabul edilmiş sanatçı ve edebiyatçılann sahip olmalan gereken ukalalığa ve “Artık durabilirim ! Her şeyi bırakıyorum” diyebilme hakkına, hiç hak etmediği halde kendini layık görüyordu. Ve beni tazdınyordu. Da Vinci’nin delirmeye, cehalete geri dönmeye, feadiski tüketmeye hakkı vardı. Ama gözle görülen hiçbir başa-Stş imza atmamış Kayra’nın kendisine yakıştırdığı tarzı bana çok #Wfövekötü niyetli 1 kimlerin olduğunu» nereleri batırlay ab ildiğimi sıralvyotd^^ J dinıe kısa cümlelerle. Ailemin, son bıraktığımda şehirdebvt ri vardı. Belki taşınmışlardır… Bilmiyorum. Düşünmek istenç rum. Aslında ülkeye, kısa süreliğine de olsa dönmek çokV% m bir fikirdi. Hem rahat değildik, hem de gittikçe arkamızdan^ 1 lan kapanan bir hücreye giriyor gibiydik, her geçtiğimizVı\o^. 1 rede. Anadolu’nun toprağı hiç olmadığı kada
Arabada kendisini profilden izlemeye başladığım ark ren içimde önüne geçilmez bir kıpırdanma başlamıştı î üyordum Şu an banyodaki eski dostum, hiçbir şeyin fa ^» ten kardeşim hiç de a!„i*
niu belini kıran saman çöpü de düşmüştü hayvanın sırtına! O da {{gyra’run çirkin profiliydi. ı
İçeriden gelen su sesinden yararlanarak yatağın üzerindeki ce-jtetfflit) iç cebinden bütün parayı aldım. Altı bin dolara yakın nakit- Sigara paketini de attım cebime. Sonra çevreme bakındım bir 0 unutmamak için. Çantamı da alıp, yavaşça kapıyı açıp çıktım. Koridorun sağ ve sol uçlarına bakarken ardımdan kapıyı yavaşça çektim.,.
Asansöre binip resepsiyona indim.
“Bir notıım var. Bana bir kâğıt verin” dedim karşımdaki ada-1 ma, Türkçe’den de Türkçe. Bizi Fransız sandığı için şaşırmıştı. I Koydu önüme bir kâğıt, bir de kalem. Gözlerinin içine baktım. I Rahatsız olup çekildi başımdan… Verdiği kâğıdın üzerine siyahi dolmakalemle, olabildiğince güzel bir el yazısıyla şu kelimeyi I yazdım:
“Gidiyorum.”
Sonra bir zarf istedim…
Birazdan Hilton’un lobisinde, Ankara’da, üzerine şu satırları yazdığım Hotel Ritz antetli san mektup kâğıtlarını ve resepsiyonsan verdiği mesaj kâğıdım beyaz zarfa koyup Kayra’yayann sabah iletmelerini söyleyeceğim. Kendisi hakkında düşündüklerimi bilmesi gerektiği için bu satırları okumasına izin veriyorum…
‘Kayra, ‘Ne kadar yalnızsan o kadar uzağa gidersin. Ne kadar tak edersen o kadar ölürsün’ demiştik. Hatırlarsın… Seni Abid-Otel odanda gördüğün rüyalardan uyandırdığım için piş-iş liAma bil ki, zihnin cehennemindir. Sonsuza kadar gibi. Öldüğünde ise, sen orada olmayacaksın ne
Orospu çocuğu kan kardeşim Kinyas gitti Yok oldu, Buharlaş-& Geçen hafta bugün, Hilton’da komi bir zarf getirdi. Üstünde bir şey yazmayan. Açtım. Önce ufak bir kâğıt. “Gidiyorum.” Kinyas uzun mesajları ve kelime harcamayı sevmediği için, ilk sözcük asıl yapacağı hareketi anlatıyordu. Gerisindeki kâğıtlarsa son yazdıkları. Benimle ilgili düşünceleri, tahminleri. Ama haraya girmeden yapılan ganyan tahminleri kadar tutmayan cinsten. Cas-sandra’dan itibaren yazdıklarını da yatağın yanma yere bırakmıştı. Okudum zarftakileri. Elim mini bara gitti, içindeki viskiye. Geri çektim, içkiyi bırakmıştım. Oturdum yatağa, midemde küçük bir bulanıklıkla Asitler dalgalanmıştı. Küfretmeye gücüm yok. Öylece oturup karşımdaki boş duvara bakıyordum. Tabi! bu ben-deki ani değişimin yazdıklarıyla kesildikle ilgisi yoktu. Hakkım-dald düşüncelerini sekiz yaşımdan beri biliyordum. Aramızdaki garip ilişkinin şekli böyleydi. Ben ondan ve hiçbir şeyden rahatsız olmazken, o dünyada sadece benden rahatsız olurdu. Birlikte geçir-dipuz yıllar, duygusal olmaktan çok düşünseldi. Beni yatağa çök-İlif tanı* Kinyas”) bir daha asla göremeyeceğimi tahmin etmem-| Birçok kez birbirimizi yan yolda bırakıp ortadan kaybolmuş-kısacık not ilk defa karşılaştığım bir şeydi. Birçok ¡•t için, gidiyorum kelimesinin ifade edebilecekleri, Kinyasin istediği kadar korkunç bir gerçeklik içermezdi “Gidiyo-r^*<teken ^ölüyorum, gelmeyeceğim” demek istiyordu,.. %$ıtWı son sigarasını da yaktım, yatağa uzanıp. Artık anlı-Kinyas bir daha asla geri dönmeyecekti. Eskiden birbi-da bir krizin erilinde terk ettiğimiz za~sahibinden çatalca satılık arsa

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: