Sahibinden | Çatalca Satılık Arsa İlanları Ve Fiyatları

Başlangıç » Aydınlar Köyü > Sahibinden Satılık Arsa, Tarla Fiyatları » Çatalca satılık arsa ve insan anısı bilgisi

Çatalca satılık arsa ve insan anısı bilgisi

Etiketler

aydınlar köyü çatalca satılık arsa catalca cakil satilik arsa catalca orencik satilik arsa menderes çatalca satılık arsa ormanlı köyü çatalca satılık arsa sahibinden satılık arsa çatalca cakılda sahibinden satılık arsa çatalca gökçeali sahibinden satılık arsa çatalca merkez sahibinden satılık arsa çatalca yassıören sahibinden satılık arsa çatalca çakıl sahibinden çatalca aydınlar köyü satılık arsa sahibinden çatalca satılık arsa satılık arsa çatalca satılık arsa çiftlik çatalca satılık tarla çatalca satılık çatalca dağyenicede arsalar subaşı çatalca satılık arsa çatalca ahmediye satılık arsa çatalca akalan satılık arsa çatalca akpınar satılık arsa çatalca akören satılık arsa çatalca antik köy satılık arsa çatalca arnavutköy satılık arsa çatalca aydınlarda satılık arsa çatalca aydınlar köyü satılık arsa çatalca aydınlar satılık arsa çatalca baba nakkaş köyü satılık arsa çatalca bahşayiş köyü satılık arsa çatalca bahşayış satılık arsa çatalca baklalı satılık arsa çatalca balaban satılık arsa çatalca başakköy satılık arsa çatalca bekirli satılık arsa çatalca belgrat köyü satılık arsa çatalca binkılıç satılık arsa çatalca binkılıç satılık arsa sahibinden çatalca binkılıç ta satılık arsa çatalca boyalık satılık arsa çatalca canakca satılık arsa çatalca celepköy satılık arsa çatalca ceylankent satılık arsa çatalca danamandıra satılık arsa çatalca dan satılık arsa çatalca da satilik arsa çatalcada satılık arsa ev çatalca da satılık tarla arsa çatalca deliklikaya satılık arsa çatalca doktorçeşmede satılık arsa çatalca dursunköy satılık arsa çatalca durusu satılık arsa çatalca elbasan satılık arsa çatalca eskice çiftliği satılık arsa çatalca ferhatpaşa mahallesi satılık arsa çatalca ferhatpaşa satılık arsa çatalca gökçeali satılık arsa çatalca göl kenarı satılık arsa çatalca gümüşpınar satılık arsa çatalca hallaçlı satılık arsa çatalca hisarbeylide satılık arsa çatalca izzettin mahallesinde satılık arsa çatalca izzettin mah satılık arsa çatalca izzettin satılık arsa sahibinden çatalca karacaköy satılık arsa sahibinden çatalca karamandere satılık arsa çatalca kestanelik satılık arsa çatalca kestanelik satılık arsa sahibinden çatalca kestanelikte satılık imarlı arsa çatalca köylerinde satılık ev arsa çatalca köyleri satılık arsa çatalca kızılcaali satılık arsa çatalca merkezde satılık arsa çatalca merkezde satılık imarlı arsa çatalca merkez satılık arsa sahibinden çatalca subaşı köyü satılık arsa çatalca çiftlikköy satılık arsa

çatalca satılık arsa ve insan anısı bilgisi

çatalca satılık arsa ve insan anısı bilgisi içkiyi bırakıyordum. Daha da sarhoş olmak için. Hayattan sarhoş olmak için! Hiçbir ekrana sığmayan hayatın kendisinden sar-^ otaak için… Hostes gelip önümdeki boş kadehi alırken son tatCfikk bir sesle, bir tane daha isteyip istemediğimi sordu. Ka-kaldırdım. Önce ilk üç düğmesini iliklememiş oldu-JMHP altındaki dantelli sutyenin taşıdığı biçiml
Otele dönüp odalarımıza çıkıyoruz. Kayra uyumaya bast ben şişeyi açıyorum. Gecenin ve geçmişin ilk Maltepesinj** ken pencereyi açıyorum. Dışarı baktığımda, tek düşündüğü^’ an önce buradan gitmek. Dayanamıyorum şehirlere. Araba ^ rinden, kalabalıktan değil ya da bir çöl tutkunu olmamdan yı değil, içine girdiğim bir şehri havaya uçurmak istediğimden^ layı gitmeliyim diyorum…
Çok âşığı var İstanbul’un. Paris, New York gibi. Çok bağımı^ var… Eski, yeni. Binalar, yokuşlar. Hiçbir şey ifade etmiyorlarba na. Hatıralarım beynimde benim. Betonun üstünde ya da ahşap bir evin avlusunda değil! Tek tavan gökyüzüdür. Gerisi her yerde aynı. Mimarlık bilimdir. Sanat değil. İnşaatlarında kullanılacak demir çubukların kalınlığı aynı olduktan sonra binalara âşık olmanın pek bir yaran yok. Şehirler, hele İstanbul gibi ölçüsüzce büyük olanlar, hayvanat bahçesinden farksız. Üstadın dediği gibi:
“Kaldırımlar güzel. Ama bir de üzerinde yürüyen şu insanlar olmasa r
Kimseyi görmek, istemiyorum. Kimseyle konuşmak istemiyorum. Birkaç saat sonra gün başlayacak. İM yüz metre uzağımdaki pavyonlarda çalışan on dört yaşındaM Çingene kızlar uyumaya gidecekler, üvey babalarını uyandırmaktan korkarak yavaşça baş uçlarındaki sehpaya hasılatlarım bıraktıktan eve. Bütün bunları biliyorum ben. Hepsini. Olan biten her şeyi. O pavyonların birkaç yüz metre uzağında, kokusunu aldığım uyuşturucunun mazgallarından çıkıp şehre yayıldığı gece kulüplerinde birbirleri-m ifaiU nme bakışlar fırlatan kızlan da biliyorum. Seyrettikleri
avan? garde* filmlerin sahnelerini yaşamaya çalışanlar ile küçül yaşta çm uk çalıştirmaktan başına tiner belasını sarmış ilkel sa W* utimmm cüce eeiiatiannm yan satılık arsa yana yürüdüklerini de bil ymm Ve hiçim şeyinzsuz, ılık rakıyı şişesinden hafif ha fîfyudumlarken Kayra’yı bırakıp gitmek istedim…
Kendime deliliğimden bir şato yapmıştım. Mermerden bir şato. Kurtulmanın imkânı yok. Tek yaptığım ölümü beklemek.
Elim titremeye başladı. Nefes alışlarım hızlandı. Dışan çıkma-I lıydırn. Geceye, İstanbul’a dönmeliydim Mutlaka beynimi kemirmemi engelleyecek bir şeyler vardı orada, beni bekleyen. Belki bir kavga, belki bir fahişe, belki bir bardak çay, belki de bir dam-I ladeniz..
Meydanın yükü hayli hafiflemişti aşağı indiğimde. Artık tamamen, gidecek yeri olmayanlar vardı çevrede. Sabahı bekleyecek olanlar. Hızlı adımlarla kol kola yürüyenlerse eğer sarhoş değillerse bu saatte bir tımarhanede ne aradıklarını soruyorlardı kendilerine. Kaldırımda birkaç dakika hareketsiz durduktan sonra görünmez bir el tarafından parka doğru çekildim. Karanlığa doğra yürürken bir Maltepe daha yaktım. Meydanın, elindeki termos ve plastik bardaklarla çay dağıtan emektarı dolanıyordu ortalıklarda, kimseye çarpmamaya çalışarak. Herhangi biriyle göz göze gelmek ya da tilki uykusundan uyandırmak mayına basmak kadar ölümcül olabilirdi…
Parka girdiğimde bankların değişmiş olduğunu gördüm. Çok kalabalık değildi üzerleri. Yıllar önce bıraktığımdan biraz daha temi? ve aydınlıktı park. Küçük rakı şişesini yanımda taşıyordum. f0h\r kadının karşısındaki banka oturup içmeye başladım… Çok sarhoş olmak istiyordum. Dünyanın bütün içkilerini içmek is-Bir yerlerde düşüp kalmak. Yere yapışmak… Aklımdan I^ IMr^lerin hm, dünyanın bütün otobanlarındaki radarları kadar fazlaydı Ülkeye geri dönmek hiç de iyi bir fikir Kayrayla aym kulvarda koşmuyorduk. Kötülüğümüzün, $0$kor bakışımı/m nedeni aynı değildi. Onun acısı ve acıma-phmîi İnsanî biktı yukarı. Tek gördür asılı simsiyah bir gökkuşağı. Lacivert gecenin içinde de başlayan ve karanlığın derinine doğru incelip yok 0|JN yah bir gökkuşağı… Boğaz ın köprüsünün tam altmdayn^ ortasında Eskiden olduğu gibi. Bulmuştum yerimi. Bazen b ^ o kadar sarhoş gelirdim ki köprüyü bir uzay gemisi olarak düm. Devasa bir uzay gemisi. Meşhur “Enterprise” benzeri. ^ miş İstanbul’a. Belki istilaya, belki sevişmeye ! 0 beni ilgile^ mez. Ama öyle güzel duruyordu ki şu bütün ressamlann kariyer, lerinin bir döneminde muhakkak denedikleri perspektifiyle, q kadar büyük ki gecenin laciverdinin içinde. İnsan eli değmemiş, tir, diyorsun kendine. Olsa olsa, atmosferin öbür yakasından gel miştir.. Ömür uzatır o köprünün gece duruşu. Yarım litre rakıdaıl sonra tam ayarlayıp karanlık kuşağın ortasına oturduğunda . İs tanbulun tek nefeslik yeri burası. O da ancak bu saatte. Geri! palavra! Doğa, cami, kilise, saray, manzara, Marmara. Hepsini var oyuncak maketi. Ama bu köprü aşağıdan öyle kutsal ki, gea Yaptığı puta tapan adama hak vermemek mümkün mü? Bumui du Japonların yaptığı ? iyi çalışmış Shinto’cular ! Çirkin ama zel Cüce ama çalışkan. Muhafazakâr ama dinamik. Çiş ama bok. II sıpl miı pomo koleksiyoncuları Japonlar. Tepemdeki uzay gemii m yapmışlar. Enterprise ! Neydi Türkçesi ? Evet. Atılgan ! Tere manı bulsak da sanlsak. Tabiî “Firma” fazla kapitalist olurd Sosyal devletin sosyal TRT’sine “Şirket” de olurmuş ama o dafe la libérai. Zaten Mr. Spock ın kulaklarının sivriliği müstehcenb iunmakydı. Dul hanımların tahrik olma ihtimali yüksekti o yui nya doğru arsa incelen, sert kulakları görünce. Ve bir devlet televizj nu seyredip tahrik olmak. Ne korkunç !..
Amerikalılara mahsustur başkanlanyla ilgili cinsel fantezi kurmak <) ülke dışında biraz zor, televizyonda politikacıları izî
yerde seyrediliyor başka bir televizyonun ekranında. O seyredenlerin hayatları da başka bir yerde, başka bir televizyonda oynuyor. Hayatlar sıkıcı olunca bildiğimiz programlar, filmler, reklamlar devreye giriyor. Ama televizyonlar kapanınca kameralar çekmeye başlıyor içlerine hayatları. O hayatları Eskimolar seyrediyor! Eskimolann hayatını da lspanyollar. Her televizyonun içinde bir kamera var. Ve artık izlenmek istemiyorsa insanoğlu, artık müzedeki bir resim, akvaryumdaki bir balık gibi seyredilmek istemiyorsa, artık hücredeki bir mahkûm, suikast tüfeklerinin dürbünlerindeki bir hedef gibi takip edilmek istemiyorsa kırmalıdır televizyonunu. Aşağı atmalıdır camından. Zemindekiler yukan ftrlatmalıdır televizyonlarını. Biter böylece onun hayatını buna, bunun hayatını şuna seyrettirme dönemi. Hep bu casus uydular. Onların işi! Tepemizde dolanıp duran. Altı milyar paranoyak yaratan bu uyduların işi. Perdeleri açık oturmasın kimse. Asla !..
Şu an, bana benzeyen biri başka birinin tüfeğinin üzerine geçirdiği dürbününden izleyip kendine şöyle fısıldıyor olabilir:
“Evet, ona kadar sayacağım. Eğer hareket etmezse vuracağım,” Yada “Beş dakika içinde başını kaşırsa ateş edeceğim.”
Eğer gerekli malzemem ve yeterli sabnm olsaydı ben yapardım çünkü. Oynayabilirdim, açık perdeli evlerde oturan insanların hayatlarıyla onlar farkında olmadan, uzun menzilli, susturuculu bir tüfekle… Namlu ndi. Hastaneye ¿/elin. Adı Yanımdan geçen birine sorup söyledim hangi hlae duğumuzu. Yarım saat sonra küçük bir oğlan ve ann^K h suratlarla düştüler. Kocasının montunu soğuk koricl ^ ranmak için giydiğimden, tanıyıp yanıma geldi. Hikâyeni ^ Kabul ettiğim onlarca teşekkür Hatta beni biraz hırpani ^ olmalı ki biraz para teklifi
“Hayır. Teşekkür ederim. Motor orada kaldı. Polise haber dik. Ne yaptılar, bilmiyorum.“
Biraz daha teşekkür. Vc veda zamanı… Bütün sarhoşlu^, uçup gitmişti buharlaşmış gibi. O kadar rakıdan geriye hiçbir^ kalmamıştı. Çok kızgındım, hastaneden ayaza çıkarken. “Işteböy. le bir şehir burası” dedim kendime. “Sarhoş bile olamıyorsun, 0[ sarı bile ayıltıyor binleri! Eğer kör ya da sağır değilsen İstanbul’da sarhoş olamazsın…”
Bir taksiye atlayıp “The Marmara” dedim. Otelin adını hâlâ hatırlıyor olmam kendime olan güvenimi tazelemişti!
“Son birkaç gün. Sonra Ankara’ya gitmeliyim. Bataklık burası, Ve bataklıklarda yolu sadece domuzlar bulur. Sadece onlar koku sunu alır sağlam zeminin. Ve takip edersin iğrenç hayvanı, yere gömülmemek için. Camdan gördüklerim, hepsi birkaç domuzun peşinde! Gömülmemek için şehrin dibine, iğrenç domuzların şe kilsiz ayak izlerini takip ediyorlar.ez alnından süzülen İcamn kirpiklerine karışmasını seyredip sol yumruğumla şakağı ile elmacık kemiğinin birleştiği noktaya vurdum. Kafası bir kuk-I lanuıki çatalca satılık arsa gibi geri gidip geldi. Yavaşça yere bıraktım. Artık yansı I kaldırımda, yansı yolda yatıyordu adamın.
I Bayılmıştı. Motora binip Beşiktaş’ın aksi yönü olduğunu bildi-I fim tarafa doğru sürmeye başladım, işte bu güzeldi. Elim biraz I zonkluyordu. Ama olsun! Yüzümü yalayan rüzgâr. Hafif bir ürper-
ti veren soğuk. Bütün yakamozların karışmış ve akmış suluboyalara benzemesi. Hepsi iyiydi. Yirmi dakika kadar gittikten sonra geldiğim yöne döndüm. Motorla volta atıyordum. Bir süre sonra köprüyü gördüm havada, aşağısında da bir karaltı. Yavaşlayınca adamın hâlâ bıraktığım şekilde yattığını gördüm. Kırk beş dakikaya yakın bir süredir burada yatıyordu. Ve ne bir araba, ne de bir polis, kimse yoktu başında. Yanında durup yüzüne baktım. HM kendinde değildi. Aslında birkaç taksi geçiyordu arada bir. Ve ilginç olan, hiçbirinin de durmamış olmasıydı. Medenîleşmenin bedeli. Yerde yatanlarla ilgilenmemeyi öğrenmek. En sonun-da bir taksi durdurup şoförle beraber taşıdık adamı arka koltuğa, fo yakın hastaneye. Bir sürü gevezelik. Bir sürü soru. Haybeyn giydiğimden, tanıyıp yanıma geldi Hikâyenin – ^ Kabul ettiğim onlarca teşekkür. Hatta beni biraz hırpani olmalı ki biraz para teklifi.
“Hayır. Teşekkür ederim. Motor orada kaldı. Polise haberVe dik. Ne yaptılar, bilmiyorum.”
Biraz daha teşekkür. Ve veda zamanı… Bütün sarhoşlu^ uçup gitmişti buharlaşmış gibi. O kadar rakıdan geriye hiçbir^ kalmamıştı. Çok kızgındım, hastaneden ayaza çıkarken. “îşteböy. le bir şehir burası” dedim kendime. “Sarhoş bile olamıyorsun, (j san bile ayıltıyor binleri! Eğer kör ya da sağır değilsen İstanbul’da sarhoş olamazsın…”
Bir taksiye atlayıp “The Marmara” dedim. Otelin adını hâlâ hatırlıyor olmam kendime olan güvenimi tazelemişti!
“Sem birkaç gün. Sonra Ankara’ya gitmeliyim. Bataklık burası, Ve bataklıklarda yolu sadece domuzlar bulur. Sadece onlar kokusunu alır sağlam zeminin. Ve takip edersin iğrenç hayvanı, yere gömülmemek için. Camdan gördüklerim, hepsi birkaç domuzun peşinde! Gömülmemek için şehrin dibine, iğrenç domuzların şekilsiz ayak izlerini takip ediyorlarye basmak istedim. Hem de çok. Beni ne tuttu» bilmiyorum. Yapmadım. Sanki o düğmeye basınca bütün dünya ve hayat duracakmış gibi geldi. Her şey donacakmış gibi! Biraz düşünmek ve dinlenmek için iyi bir mola olurdu. Her şeyi düşünebileceğim ama o sırada hiçbir şeyin değişmeyeceği, zamandan çalman bir zaman Ama basmadım düğmeye. Belki daha yeterince sıkılmamıştım koşturmaktan ve mola hakkımı daha sonraya saklamak istemiştim. Belki de sadece asansörün duracağını bildiğimden! İstemedim hayal ettiklerimin gerçek olmadığını görmeyi. Hiçbir şeyin, birkaç dakikalığına da olsa sözümü dinleyip olduğu yerde kalmayacağını görmek istemedim…
Odama girdim. Yatağa yattım. Kapattım gözlerimi Uyumam gerek Bir şekilde uyumalıyım. Az ya da çok. Bugüne kadar yap-I tığım her şeyi, doğumumdan itibaren hatırladığım her şeyi sade-j ee hayal etmiş olduğumu düşünerek endorfin salgılamaya çalıştan beynime İşe yaradı…
Kapıya vuran, yüzüklü parmakların sesini duyana kadar uyu-i tat la da uyuduğumu hayal ettim. Bilmiyorum..hastanesine yatmalıyım Benimle uzmanlar ilgilenmeli
(lii® kadar omda kalmalıyım- Belki bur klinik. Orta Avrupa’da, fiilan içinde bir klinik..
ftmktmlmıyla donmuş yağ tadı vardı ama yine de idare et-t İr fil; Kaym’yfa o kadar çok pizza yemiştik ve pizza o ka-#1^1h Iö, yaran naat boyunca kusmuş ve gün boyunca bozul-mfdMbm gemimizin hıçkırıklarını dinlemiştik. Pim dilim «Hlğİİadi yumurta canlan vardı. Yükü tonlar çeken dilim-İ hpâğm o yum ustalının yarunda diyet kola gibi kalır. Be-mlaymm yatımda biten hayatlar diyet kalır!.. Yağlar vucu-tdı iteğti beynmık Fışkırıyorlar her kıvrımından ve üstünde / m yumurta Yağda yumurta. Rejimlerle aram hiç iyi ^ VMti füofen Ütemedim. Hangi günü yaşadığımızdan ha* *** atandı Qym rçîimkr takvütüer olmadan yaşamazlar. Püç* t Ha mymbmıt m kopek ekmeklisini! Yüz İd
Aslında, fonuyla, ilgili uzun uzun tartışabilirdik. Ben verdiği k rarrn nedenlerini sorabilirdim. Ama kendimi yorgun hissettim Böyle bir konuşma çok kelime gerektiriyordu. Sağlam, ciimlete İkinci hecelerine başdmaşı gereken kelimeler. Bir sürü şey… Arzundan sadece anlamsız bir “Tamam” çıktı. Sütün bıyıklarında biriken damlalarını elinin tersiyle silerken, “Bugün çok işimiz var dedi.
“öncelikte bir araba bulmalıyız. Sonra birkaç kadın. Aynca,ya-şadığından emin olmak istediğim birini görmeye gideceğiz.”
“Umursadığın biriîeri var mı bu şehirde?” diye sordum, bir refleks gibiak istemiştim. Belki de sadece asansörün daraca*! ğını bildiğimden! İstemedim hayal ettiklerimin gerçek olmadığı-! nı görmeyi. Hiçbir şeyin, birkaç dakikalığına da olsa sözümü din-! leyip olduğu yerde kalmayacağmı görmek istemedim…
Odama girdim. Yatağa yattım. Kapattım gözlerimi. Uyumam! gerek. Bir şekilde uyumalıyım. Az ya da çok. Bugüne kadar yaptığım her şeyi, doğumumdan itibaren hatırladığım her şeyi sade! ce hayal etmiş olduğumu düşünerek endorfm salgılamaya çalış! ün)bçynime. İşe yaradı…
Kapıya vuran, yüzüldü parmakların sesini duyana kadar uyu! ta. Ya da uyuduğumu hayal ettim. Bilmiyorum…
Bir akü hastanesine yatmalıyım. Benimle uzmanlar ilgilenmeli ölene kadar orada kalmalıyım. Belki bir klinik. Orta Avrupa’da, orman« içinde Ur klinik…
Pizzada fazlasıyla donmuş yağ tadı vardı ama yine de idare et-‘i-Jfr gün, Kayrayla o kadar çok pizza yemiştik ve pizza o ka-Mpâ. ki, yanın saat boyunca kusmuş ve gün boyunca bozul «öfitodiıtm sistemimizin hıçkınklanm dinlemiştik. Pizza dilim Nşifi üstünde yumurta sarılan vardı. Yükü tonlar çeken dilim o yumurtalının yanında diyet kola gibi kalır. Be yanında bütün hayatlar diyet kalır!.. Yağlar vücu beynimde. Fışkmyorlar her kıvnmmdan ve üstündı yumurta. Yağda yumurta. Rejimlerle ama hiç sahibinden çatalca satılık arsa iyi ol İS ^Mnkü gu/ılen bilemedim. Hangi günü yaşadığımızdan ha ‘■ v ‘ ‘)% ü sefta#!#! takvimler olmadan yaşamazlar. Hiç rüp giderdi. Anlamlı, anlamsa h hangi bir sonuca çok seyrek varan, yüksek sesle fikirler mekten ibaretti yaptığı. Aslında beni daha çok yaşadığı hayati} gilendirirdi. Ne de olsa, ortalıkta onun gibi çok geveze vardı. Ama hiçbiri hayatını sadece çene çalmaya resmî olarak indirgememiş, ti. Tembelliği felaket boyutlara varıyordu. Evinden çıkmadan ay. larca salonunda yaşayabiliyordu. Babasının emekli milletvekili maaşıyla geçiniyordu. Evet, babası bir milletvekiliydi. Kim demiş babalarımızın oğullarıyız diye ?
Yemek faslmı bitirdikten sonra resepsiyonun bankosuna yaslandık. Ben önümde duran turistik broşürlere bakıp bir iki “es-cort” servisi ararken, Kayra da otelin ortak çalıştığı kiralama ser visi broşüründen araba seçiyordu. Ehliyetimizi Fransa’da unuttuğumuzu söyleyip kira ücretinin iki katmı teklif ederek resepsiyondaki adamı ikna etmiştik. En sonunda bir Ford Mondeo’da karar kılındı. Bir saate yakın lobide bekledikten sonra araba geldi. Şimdi sıra Kayra’nın burnuna güvenip yollarda süzülmeye gelmişti. Alp’in evini biraz da olsa hatırlıyordu. Çıktık yola Asya tarafında olduğunu hatırlıyordum ben de. Çok uğraştık ama doğru yolu bulduk. Ve Bağdat Caddesi’ne varıldı. Deniz tarafındaki sokaklardan birisi. Girdik hepsine sırayla Apartmanı hatırlıyordu Kayra Tabii bütün binalar yenilenmiş, hiçbir zaman aradığımız n bulamaya/ ağımızı bağırır gibiydiler. Girdiğimiz beşinci sokağın sonlaruna ‘ oğru hâlâ bıraktığımız gibi duran apartmanı bul-dok Arttimim inip girdik.
Atuumor yok Dördüncü İcattaki tok kapı. Teras katı. Alp’in evi. kapiyj çaldı«* 3e* yok Bir daha çaldım. Anık gitmeyi diişünü-ymâukki içeriden yere sürünen ayak şenleri geldi. Ve Alp’in sesi “0e ytrT “Aç kapşfflff’
luMiigerdik önlemi, fe tim ıhmayacak kadar gerek»
mini atmadan döndü. Yerini bile öğrenmedi okul binasının. Pa-fjj’te kaldığı dört ay boyunca bildiğim kadarıyla evinden çok az dışarı çıkmıştı. Tabiî, eminim döndüğünde sorulan sorulara, Fransız vatandaşlığına geçmiş birinden daha iyi yanıtlar verip anlatmıştır Paris’i. Gerçek bir türün tanıdığım tek örneği. Gerçek bir boşluk adamı. İçinde hiçbir şey beslemeyen. Kendine ait hiçbir düşünce taşımayan bir karbon kâğıdı. Lastik gibi! Hayat ne verdiyse o vardı elinde. O kadar. Seksten nefret eden, içki içmeyen bir adam. Bütün zamanını evine gelen insanlarla konuşarak geçirirdi. Hiçbir teknoloji ürününü ve iyi hafızalı insanları sevmezdi. Çünkü söylediklerinin kaydedilmesi ya da hatırlanması fikri onu iğrendiriyordu. Sadece içinde bulunduğu an için konuşur ve sözlerinin unutulmasını isterdi. Dünyanın en uçucu ve iz bırakmayan işiyle uğraşıyordu. Tabiî yaptığına bir iş denirse! Konuşmak, hep konuşmak. Söz bittiğinde de Alp de biterdi. Bir tiyatro oyunu gibi. Ağzmm kapanması perdenin inmesiyle aynı. Konuşmadığı zaman Alp de yoktu. Hatta beynini off a getirip oturduğunu söyleyebilirim, sustuğu zamanlarda. Kayra’yla beraber çok uzun zamandır tanıyorduk Alp’i. Büyüyünce ne olacağını merak ederdik…sahibinden çatalca satılık arsa

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: